AMAZONLAR-ALPKIZLAR-BACILAR

:  41°10'42.20"N 36°57'40.70"E

41°10'42.20"K 36°57'40.70"D

AMAZON İSMİNİN KÖKENİ

Amazon adının kökeni hakkında çok farklı görüşler bulunmasına rağmen, bu görüşler arasında en çok kabul göreni “a” ve “mazon” kelimesinden türediğidir. Kelimenin kökenine inildiğinde, mazon kelimesinin “meme” anlamına geldiğini “a” artikelinin ise günümüzdekine benzer şekilde önüne geldiği kelimeyi olumsuz yapan ön artikel olduğu kabul edilir. Böylece “amazon” kelimesinin “memesiz” anlamına geldiği çoğunlukla kabul edilen bir düşüncedir. Kelimenin bu şekilde tanımlanmasının nedeni olarak ise Amazonların savaş sırasında yayı göğüslerine rahatça dayayabilmek için sağ memelerini kesmeleri ya da büyümemesi için dağlamaları gösterilmektedir. Böylece, bu tarz bir uygulama ile zaten doğalarında savaşçılık ruhu barındıran bu kadınlar, kendilerine silahı daha verimli kullanabilme olanağı sağlarlar. Bu tarz uygulamaları özellikle yunan plastik sanatında görebilmek mümkündür. Ancak Amazonlar’ı betimleyen heykeltraşlık eserleri incelendiğinde yalnızca bir kısmının sağ göğsünün olmadığı görülür. Bu da heykeltıraşın, eserlerini biçimlendirirken güzellik kavramını önemsediğini göstermektedir.

 

Litaratürde bir yerde kestiler, bir yerde çimdiklediler, bir yerde dağladılar ya da sardılar, diyor. En çok ilgi çeken ise tıbbın babası Hipokrat'ın yazdıkları oldu: 'Bakırı ısıtıp, genç kızların daha meme büyümesi olmadan, meme başlarının altını dağlıyorlar.' Bu çok önemli bir bilgi. Modern tıp da bunu doğrular. Meme tomurcuğunun hasar görmesi, memenin büyümesini engeller. Bunun literatürdeki adı da Amazon sendromudur. Meme kesme ritüeli olarak başlamış ama zaman içinde evrimleşmiş. Amazia, memesiz demek. Bir ulusa adını vermiş, bu kadar önemli bir eylem.

Önce dinsel bir amaç var, tanrıçaları Artemis'e adıyorlar. Sonra yay çekerken, memeye çarptığını, bunu yok ederlerse yayı daha kolay çekeceklerini fark ediyorlar. Psikiyatrist Adler de 'Bedende bir yerde eksiklik varsa, başka bir yerde yetenek artar,' diyor. Sağ memenin olmaması da sağ kolun gücünü artırabilir, teorik olarak böyle. Savaşçı ruhunu oluşturmak için de bu önemli. Ben bir de medikal nedeni ekledim. Eğer siz bir şeyi sürekli zorlarsanız, kansere neden olabilir. Kanseri bırakın en azından iyi huylu tümör için olabilir. Çünkü okçular bunu iyi bilir; normal bir bayanda yayın sürekli memeye çarpması, meme içinde yumrular oluşturuyor. Amazonlar bunu fark etmiş.




Bunun dışında bir diğer görüş ise Amazon adının “ay kadın” anlamı taşıdığıdır. Antik çağ dini inanç ve kültlerine göz atıldığında ay tapımının birçok toplumda izlerinin olduğu görülür. Amazonlar’ın kalkanlarının yarım ay şeklinde olması, bu görüşü az da olsa destekler niteliktedir. Yine Amazonlar, ay tapınımına bağlı olarak tanrıça Artemis ile de ilişkilendirilmektedir. Hatta bazı antik yazarlar, Amazonların Artemis kültü ile olan ilişkilerine değinmişlerdir. Bilindiği gibi Tanrıça Artemis’in atribüleri arasında ok ve yay bulunmaktadır. Amazonlar’ın da ok ve yay kullanması bu bağlamda bir ilişki kurulmasına olanak sağlamaktadır.

 

 

Ayrıca Ephesos’ta yapılan kazılar sonucunda savaşçı kadınlara ait olan ve tanrıça Artemis’e sunulan küçük heykelciklerin bulunması da bu olasılığı güçlendirmektedir. Kas-abhaz (aşuva) dilinde “mzı” ay anlamına gelmektedir. Artikel olan “a” ile birlikte “amızı” ya da “amzı” biçiminde hala kullanılır. Ay adının “mis, mıs” biçiminde kullanıldığı da olur. Amazonların kendilerini “ayın kızları” olarak görmeleri, kendilerini ana tanrıça Kybele ve Artemis’in hizmetkârı olarak kabul ettiklerini düşündürmektedir. Bu nedenle kendilerine, kendi dillerinde “amız” ya da “amıs” adını takmış olabilirler.

Ayrıca Kas-adığe dilinde ay anlamına gelen “maze” kelimesi ile “amazon” kelimesi arasında kurulan benzerlik de ilginçtir. “Maze” kelimesinin sonuna “on” eki getirildiğinde “amazon” kelimesine benzeyen “mazeon” “mazon” kelimesi oluşmaktadır. Ancak a artikeliyle herhangi bir ilişki kurulamadığından bu görüş kabul gören bir açıklama olarak görülmemektedir. Başka bir açıklamaya göre de savaş ve tarımla uğraşan Ephesoslu kadınların, bellerinde kuşaklarla (ki kuşak “zonai” anlamına gelmekteydi) ekin biçtikleri (“Amao”) için Amazon olarak adlandırıldıklarıdır. Bizanslı Methodios ise Amazonlara çeşitli isimler takmıştır. Onlardan

✴Anandros: erkeksiz yaşayan
✴Stryganor: erkek avcısı
✴Androdamas: erkeğin sahibi
✴Kreobotos: et yiyen
✴Deineira: erkek katili
✴Oirpata: erkek öldüren
olarak bahseder.

GENEL BİLGİLER

Amazonların gerçekten yaşayıp yaşamadıklarına dair belirsizliğin bir dayanak noktası vardır. O da Amazonların ataları olan Sarmatyalılardaki kadın savaşçıların gerçekten var olduğudur. Bir efsâne bile olsa Amazonların dayandığı temel gerçeklik burasıdır. Bu gerçeklik arkeolojik kazılardan da anlaşılmaktadır. Özellikle Sarmatya kadın mezarlarında yüzde yirmibeş oranında silahlar çıkmaktadır. Bu durum Sarmatyalılardan sonra İskitler’de de görülmüştür.

Amerikalı bir arkeolog olan Dr. Jeanine Davis Kimball'a ait. 1994 yılında Kazakistan'da yaptığı kazılar neticesinde, Amazon kadınlarının bir efsane olmadıklarını, gerçekte konargöçer Türk boyları içinde yaşadıklarını ve bu zamana kadar efsane olarak önümüze sunulanlardan çok farklı bir yaşam tarzına sahip olduklarını ortaya koydu. Çalışmasını "Savaşçı Kadınlar Amazonlar" adı altında bir kitapta toplayan Dr. Kimball'ın kitabının Türkçesi İleri Yayınevi tarafından ocak ayında basıldı.

 

 

Bu seksi efsaneyi aydınlatan kazı çalışmaları, Kazakistan'ın Rusya sınırları yakınındaki Pokrovka bölgesinde başlar. Kendi ifadesi ile "büyük keşfini yaptığı gün"ü şöyle anlatır Dr. Kimball: "Gözlerim loş ışığa alıştıktan sonra içerideki iskeleti net bir şekilde görebildim. Göğsünün üzerinde paslı yeşil bir öbek, sağ ayak kemiğinin yanında paslı bir hançer ve sol ayak kemiğinin bitişiğinde de artık yeşil renk görünen ok başları duruyordu. Asistanımız Yuri, kafatasını ellerine alıp şöyle bağırdı; genç bir kadın ve muhtemelen 30-40 yaşlarında!"

 



Kurganların içindeki savaşçı kadınlar! Tam da Amazon kadınlarının yaşadığı varsayılan dönemde yaşamış olan, silahlarıyla birlikte gömülen savaşçı kadınlar! Ekip bölgede buna benzer pek çok iskelet buldu. Kimisi, üzerinde yaban domuzu dişi olan muskalar, kimisi fosil istiridye kabukları, tunçtan aynalar, küpeler ve kolyeler taşıyor; kimisinin yanında ise ancak at üstünde savaşırken kullanılabilecek 90 santimetreden daha uzun kılıçlar ve biley taşları bulunuyordu. Bazıları ise bacakları at sürüyormuş gibi bir pozisyonla gömülmüştü.

Dr. Kimball, Pokrovka kazılarında kurganın çeperi boyunca dizilmiş 22 tane at kafatasına da rastlamıştı. Mezarın içinde ise geniş hacimli, üzeri delikli tunçtan yapılma bir sandık keşfetmişlerdi. O zaman için bunlara bir anlam verememişti. Ta ki kaldığı Auldaki Kazak ailenin, kendi şerefine pişirdiği koyunu görene kadar. Mis gibi kokan et, doğrudan ateşin üzerinde duran ağzı açık bir kazan tertibatının içinde pişmekteyken, evin kızı, altı delikli bir tabağın yardımıyla et ve kemik parçalarını et suyunun içinden çıkarıp bir leğenin içine doldurdu. O an buldukları kalburun, 2 bin 500 yıl önce ne amaçla kullanıldığını kavrayıverdi. Büyük ihtimalle bir tören düzenlediklerinde at pişiriyorlardı. Onu suyundan ayırmak için de işte bu kalburu kullanıyorlardı.

Pokrovka'daki kazılar bir başka detayı daha ortaya koyacaktı. Dini bir vasfa sahip iskeletlerin hemen hemen tamamına yakını kadın, bulunan kadınların küçük bir bölümü de "rahibe" sınıfına mensuptu. Taş ve kilden yapılma sunaklar, fosilleşmiş deniz kabukları, kemikten oyma kaşıklar ve özel hayvan şekilleri verilmiş muskalarla birlikte gömülmüşlerdi. Bazılarında bunların hepsi birden oluyor, bazılarında ise sadece bir tanesi bulunuyordu. Bunun hiyerarşik farklılıktan kaynaklanıyor olabileceğini söyleyen Kimball, bulunan aşı boyası parçaları, sülüğen ve kireçtaşı cevherlerinin de törensel bazı makyajlar için olduğunu düşünmekteydi. Aslında tam da şaman kadınlarını tarif etmekteydi!


Daha sonra İslamiyet’le birlikte, Şamanist gelenekten kopuşun ardından, kadının toplumdaki statüsünün değiştiği ve artık toplumdan soyutlandığı iddia edilir. OysaTürk’ün dünya üzerinde saltanat kurduğu tüm devletlerde Anadolu’dan Hindistan’a, Kafkaslar’a kadar her yerde Türk kadını aynı özelliklerini korumuştur. Bu ise fazla kabul görmeyen ve sıklıkla reddedilen tez.Türk kadını her zaman ön plandaydı ve her daim savaşkandı. Bazen Harem’de devlet yönetimi için savaşıyor, bazen tarihçi olarak savaşıyor, bazen bulutlarla yarışıyor, bazen tasavvufla, bazen edebiyatla, bazen şiirle ifade ediyordu kendini. Ama her dönemde öyle müthiş karakterlerle ve örneklerle damgasını vuruyordu ki tarihe, işte dedirtiyordu, Amazonluk genleri ne olursa olsun yok olmuyor ve kaybolmuyor.

2.Amazonlar Tarafından Kurulan Devletler: Amazonlar hakkında en geniş bilgiyi haklarında anlatılan öykülerden biliyoruz. Bir rivayete göre Libya ’da başkasına göreyse Kafkasya ’da ortaya çıkmıştı Amazonlar. Ne var ki öykülerin geçtiği asıl yer Anadolu’dur. Anadolu Amazonlarının erken tarihi neredeyse yaşadıkları söylenen bölgelerin tarihi kadar karanlıktır. Bir söylenceye göre soyları zalimlikleri yüzünden tahttan indirilen iki İskit prensesi Scolopotus ve Hylinos ile başladı. Bu iki prenses aileleri takipçileri ve takipçilerinin aileleriyle birlikte yurtlarından ayrılarak Kafkasların eteklerinde bir devlet kurdular.Yeni bir ülke arayışındaki tüm göçebe kavimler gibi önceleri öldürdüler ve yağmaladılar. Fakat ele geçirilen halklar öç almak için gizlice silahlandılar. Bunu izleyen ayaklanmada İskit efendilerini yenmeyi başardılar. İskitlerin bütün erkekleri öldürüldü. İskitlerde savaş eğitimi kadın erkek ayrımı yapılmadan herkese verilirdi. Savaş eğitimi almış olan İskit kadınları kaçmayı başardılar. Peşlerinden gönderilmiş bir birliği de yenmeyi başarmış takipçilerinden kurtulmuşlardı.

Erkekleri olmayan ve eskiden hükmettikleri insanlar tarafından esir edilmenin aşağılayıcılığına katlanmayı reddeden kadınlar Meotis Gölü (Azak Denizi) bölgesinde tamamen kadınlardan oluşan bir devlet kurdular. Biri devlet işlerini biri de orduyu yönetecek iki kraliçe seçtiler. Güçlü bir ordu oluşturduktan sonra savaşçılıklarını denemek üzere savunmayı bırakıp saldırıya geçtiler. Buna rağmen başarılı olmaktan uzaktılar; nüfuslarının artmaması onlar için bir dezavantajdı. Yeni kazandıkları özgürlükle evliliğin kölelik olduğuna inandıkları halde soylarının tükenmesi tehlikesi yakın topluluklarla anlaşma yapmalarını gerektirdi. Bu geçici birlikteliklerden doğan erkek bebekler babalarına geri verildi; kızlarsa yaya ve at üzerinde dövüşebilmek üzere çocukluktan itibaren eğitim gördüler.

Başlangıçta genç kabile Don Nehri kıyısında yaşardı. Nehrin adıda ordu kraliçesi olan Lysippe ’nin oğlu Tanais ’ten gelir. Tanais savaşa olan tutkusu ve evliliğe değer vermeyişi yüzünden Afrodit ’i kızdırır ve annesine aşık olmakla cezalandırılır. Tanais ensest ilişkiye girmektense kendisini nehre atıp boğar. Nehir o günden sonra onun adıyla anılır. Lysippe Amazonları Anadolu’ya getiren kraliçedir. Onun zamanında Amazonlar Karadeniz’e geldi ve güney kıyısına yerleşmeye krallıklarının batı sınırını belirlemek için ormanların arasında bir kent kurmaya karar verdiler. Bu kente kraliçelerinden birinin adını verdiler: Sinope. Hakimiyetlerini Kolkhis ’e (Eskiden Karadeniz ’le Kafkasya ’nın güneyi arasındaki bölgeye verilen ad) kadar genişlettiler. Bölgedeki dağlara Amazon dağları adı verildi. Amazon Dağları’ndaki derelerin birleşmesiyle oluşan geniş ve kısa bir nehir olan ve Karadeniz ’e dökülen Thermodon Nehri ’nin ağzındaki güzel bir burnun üzerine başkentleri Themiserya’yı (Bugünkü Terme) kurdular

3.Yurtları ve Yaşadıkları Yerler: Yurtları üstünde çeşitli rivayetler vardır. Herodotos, Diodorus, Apollonius, Justinus, Pliny, Virgil, Aeschylus, Stephanos, Hesiod, Lysias, Pausanias gibi önemli tarihçiler, Amazonların Karadeniz’de günümüzde “Terme Çayı” olarak bilinen “Thermodon Çayı” kıyısında kurdukları “Themiskyra” kentinde,(Ordu ve Fatsa yakınında) kraliçeleri Hippolyta önderliğinde bağımsız bir krallık kurduklarını söylerler. Lesbos (Midilli) ve Samthrake (Semendirek, Ege'de) adalarına, Yunanistan'a, Libya'ya, sonraki devirlerde İlleria'ya kadar sokulmuşlardır

 

 

Amazonlar, Smyrna (İzmir), Sinope, Myrina, Kyme (Nemrut, Ege Bölgesinde), Paphos şehirlerinin ve Efes'teki Artemis kültürünün kurucuları sayılırlar. Efesos'u zapteden Amazonun adının Smyrna olduğu ve bundan dolayı İzmir'in bu adı aldığına dair kayıtlar bulunmaktadır. Efesos, Kyme, Myrina ve hatta İzmir şehirlerinin kurucuları Amazonlar olduğu rivayet edilir. Ayrıca, Amazonlar efsanesinin çıkış yeri, Pallas, Athena, Artemis ve Enyo gibi ilahelerin silahlı rahibelerinde, diğer taraftan kuzey ve doğu kavimlerinin ordularında bulunan savaşçı kadınlarda aranmıştır. Bu topluluk, Artemis ile Ares'e taparlar.

 

Bunlara ek olarak Amazonların, Yunanistan’ın içlerine kadar gittikleri hatta Atina’da savaştıkları da iddia edilmektedir. Hatta Ege kıyılarında içlerinde Pitane, Myrina, Kyme, Gryneion, Smyra, Ephesos ve Ptiene’in de bulunduğu pek çok şehrin Amazon kraliçeleri tarafından kurulduğu söylenmektedir. Hatta Amazonların öne çıkan kraliçeleri arasından Truva Savaşı’nda yer alan Penthesilea ve kardeşi Hippolyta, Atlantislileri yenen ve İzmir’i kuran Myrina olduğu söylenir.

 

4.Amazonların Anadolu’da Kurduğu Şehirler: Amazonlar’ın kurduğu kabul edilen kentler; Ephesos/Selçuk, Smyrna/Izmir, Kyme, Gryneion, Pitane, Ege bölgesindeki kentlere ilaveten Midilli adasındaki Mytilana, Marmara ve Karadeniz yörelerinde ki Myrleia, Sinope/Sinop’tur.Bunlara yine Ege bölgesindeki Elaia, Anaia, Latori kentlerinde de eklememiz gerekmektedir. Ephesos’da ki Artemis tapınağı da Amazonlar tarafından başlatılmıştır.

 

 

5.Amazonlar Truva savaşında

Ottagono Museo Pio Clementino Vatican Museum Rome Italy

Anadolu’ya yapılan en önemli saldırılardan biri olan Truva Savaşı sırasında Amazonlar da savaşmışlar, hatta; erkeklerin arasında, omuz omuza Anadolu’yu savunmuşlar. O kadar ustaca savaşıyorlarmış ki, kimse o parlak zırhlarının, başlıklarının içinde bir kadının olabileceğini düşünemiyormuş. Truva Savaşı sırasında orduyu cesaretlendiren Amazon kraliçesi Penthesileia’nın efsanesi ise oldukça trajiktir. Truva’ya saldırılar başlayınca Amazonlar’ın cesaretini örnek alan diğer Anadolulu ordular da savaşmaya başlamışlar. Karşı tarafın en ünlü kahramanı olan Akhilleus ile Amazon Kraliçesi Penthesileia’nın, savaş alanındaki mücadelesi gerçekten çok zorlu olmuş. Hem Akhilleus, hem de Penthesileia parlak zırhları ve gösterişli başlıkları ile tozlu savaş alanının ortasında birbirlerine doğru yaklaşmaya başlamışlar. Kraliçe keskin baltası ile Akhilleus ise mızrağı ile savaşıyormuş. Kraliçe kusursuz bir şekilde kullanıyormuş baltasını. Hareketleri atik ve hızlıymış. 


Göğüs göğüse uzun süren bu dövüş sırasında Akhilleus, düşmanının bir kadın olduğunu aklından bile geçirmemiş. Uzun mücadele sırasında; Akhilleus’un yenileceğini düşünen bir arkadaşı, ikilinin arasına girerek kraliçenin dikkatini dağıtmış. İşte ne olduysa bundan sonra olmuş ve Akhilleus’un fırlattığı mızrağı fark edemeyen Penthesileia, göğsüne saplanan mızrak ile yere yığılmış... Akhilleus, düşmanını yendiği için rahat bir nefes almış ama yine de; içinde bu çok iyi dövüşen düşmana karşı bir saygı, bir hayranlık uyanmış.

 

 

Toz toprak içinde yatan bedene doğru yaklaşmış ve kendisini bu kadar uğraştıran kişinin yüzünü görmek için, yaralının başını kucağına almış. Bu narin beden karşısında biraz şaşırmışsa da asıl şaşkınlığı başlığı çıkartınca yaşamış. Karşısında bir kadın varmış. Hem de çok güzel bir kadın. Kendi mızrağı ile yaraladığı bu güzel kadın, az önceki zorlu mücadelede kendisini zorlayan askermiş. İnanamamış gözlerine Akhilleus. Öyle ki; ölmek üzere olan kraliçenin güzelliği ve cesareti karşısında, çok etkilenmiş ve aşık oluvermiş bu güzel kadına. Ama olan olmuş ve kraliçe aldığı ölümcül yara nedeniyle son nefesini vermiş Akhilleus’un kollarında. Akhilleus ve Penthesileia’nın bu mücadelesi zamanla o devrin sanatçıları ve ozanları arasında çok sevilmiş ve çeşitli sanat eserlerine konu edilmiş. Eski ve acıklı bir aşktan geri kalanlarla beraber...

6.Erkek Düşmanlığı ve Nedeni: Amazon kadınlarının neden erkeklerden nefret ettiklerine dair iki söylence vardır. Birine göre erkekler civar topluluklara yaptıkları akınlar sırasında pusuya düşürülmüş ve öldürülmüştür. Bunun üzerine kadınlar silahlanmıştır. Bir başka söylenceye göre ise Amazonların köle olarak kullandığı erkekler Anadolu’da Zeus adında erkek bir baş tanrının ortaya çıktığını duyar ve bununla böbürlenmeye başlarlar. Öfkelenen Amazonlar o gece bütün erkekleri öldürür, çocukları ise sakat bırakırlar. Öldürdükleri erkeklerin cinsel organlarını ana tanrıçaya sunan Amazonlar ülkelerine erkeklerin girmesini yasaklar. Samsun ve yöresinin tarihî ve kültürel değerlerinden kabul edilen Amazonlar adına her yıl Terme’de bir festival düzenlenmektedir. Yani buna göre Amazon kadınları’nın gerçek yaşam alanı Samsun ilinin TERME ilçesi olup Sinop ile bir bağlantısı bulunmamaktadır.

Bir görüşe göre; Topraklarında erkekleriyle yaşayan bu halk bir gün baskına uğrar. Tamamı erkeklerden oluşan kalabalık bir atlı ordu köylerini yağmalar, erkeklerinin hepsini öldürür ve kadın/çocuk tüm dişilere tecavüz ederler. Erkek çocukların ve bebeklerin başlarını keserler. Büyük bir katliama şahit olan; babalarını, sevdikleri adamı, çocuklarını, evlerini ve tüm geçmişlerini kaybeden kadınlar erkeklere karşı derin bir öfke ve nefret beslemeye başlarlar. Silahlanarak sadece kadınların kaldığı topraklarını sonuna kadar savunmaya and içerler. Ve bu topraklara bir daha asla hiçbir erkeğin ayak basmasına izin vermeyeceklerine

7.Amazonlar Soylarını Nasıl Devam Ettirdi?: Hiç erkek olmadığı için nüfusları da artmıyordu. Savaşlarda ise kayıp veriyorlardı. Kazandıkları özgürlük sayesinde, evliliğin kölelik olduğuna inanırlardı. Fakat soylarının tükenmesine karşın yakın topluluklarla anlaştılar.Kabile dışı üremişlerdi. Düzgün adamları seçmişlerdi. Ama kurallar belli, güçlü olamayan Amazon’un üremeye hakkı yoktu. Fizik yapısı iyi değilse, o genin devam etmesine izin vermiyorlardı. Üremek için de komşu kavim Gargaryanları seçiyorlar ve mayıs ayında dağlarda birlikte oluyorlardı.

Kadının egemen olduğu bir toplumla sembolize edilen bu savaşçı kadınlar, yılda iki aylarını çocuk doğurmaya ayırırlardı. Ama yalnızca savaşta erkek öldüren kadınlar bu hakkı kullanabilirdi. Bu esnada bekâretin simgesi olan kemerlerini çıkaran Amazon kadınları, hamile kaldıktan sonra yurtlarına geri dönerlerdi. Soylarını devam ettirmek adına komşu kavimlerdeki erkeklerle birlikte olduktan sonra, kendi topraklarına çekilip burada doğum yaparlardı. Kız çocuklarını, en iyi şekilde birer savaşçı olarak yetiştirirken, erkek çocuklarını ya babalarına gönderir ya da Amazon kadınlarına ayak bağı olmayacak işlerde kullanırlardı.Bir Amazon, daha küçük yaşlarda savaşcı olarak yetiştirilir ve erkeklerden nefret etmeyi öğretilirdi.

 

ANTİK KOMŞULARI

1.Yunanlılarla İlişkiler

A-Yunan Mitolojisinde Amazonlar: Amazon kraliçesi olan Penthesileia ve halkı, Truva savaşı sırasında çok iyi bir şekilde savaşmıştır. Truva’lıların en iyi savaşçısı olan Akhilleus ile birebir mücadeleye giren Penthesileia çift başlı baltası ile savaşmıştır. Akhilleus mızrağı vardı ve Akhilleus asla bir kadınla savaştığını anlamamıştır. Akhilleus yorulduğu için, takımında bulunan bir asker tarafından Penthesileia bi anda dikkatinin dağılması sonucunda Akhilleus mızrağını Penthesileia saplayıp onu öldürmüştür.

Akhilleus düşmanını yendiği için oldukça rahatlamıştır. Fakat kendisini bu kadar uğraştıran düşmanın kim olduğunu merak ettiği için, Penthesileia’nın yanına giderek zırhını çıkartır. Ve karşısında göğüs göğse mücadele edenin bir erkek değilde bir kadın olduğunu görünce çok şaşırır. Akhilleus ve Penthesileia’nın mücadelesi bir çok yapıta ve esere konu olmuştur.

Efsaneye göre amazon kadınları, Truvayı Yunanlılara karşı savunmuşlardır. Bununla ilgili bilgi sadece efsanelerde değil Heredotta da yer almaktadır. Heredota göre, Amazon kadınları İyonya ve Truvaya gitmişler, aynı zamanda Truva Savaşında aktif bir rol oynamışlardır. Anlatılanlara göre Amazon kadınları, Yunan askerlerini denizde de takip ederler ve donanmalarını yok ederler. Bunun üzerine Yunanlılar ağır bir yenilgi alır.

 

B-Yunanlılar savaşta yenildikleri Amazonları Çıplak tasvir ederek intikam aldılar

 

Yunanlılar ise kadınlara yenilmenin vermiş olduğu acıyı başka türlü çıkarmaya karar verirler. Yunan “deha”sı bu kadına yenilmiş erkek olmanın hıncını alacaktır.Kendilerini yenen Amazon kadınları, onları alteden kadınları, birer cinsel ikon haline getirerek altlarına almayı düşlerler.Bunda başarılı da olurlar. Böylece Yunanlılar Amazon kadınlarını çıplaklığın simgesi olarak lanse ederler ve bu politikada da başarılı olurlar. Çıplak kadın denilince akla Amazon kadınlarının gelmesi de bu sebeple olmuştur. Günümüze kadar gelen Amazon düşüncesi, çıplak kadındır! Bu çıplak Amazon kadınlarını her tür sanat eserine taşırlar.Dönemin heykellerini daha sonra özellikle Rönesans döneminin ressamları izler ve Amazonlar, muzaffer Amazonlar çırılçıplak soyularak, Batı imgesine meze edilir.Oysa amazon kadınları, sağ omuzlarından aşağı doğru inip kalça hizasında bağladıkları bir gömlek giyerler, başlarına miğfer takarlardı. Bunun yanı sıra Asya topraklarında ise vücutlarını boyunlarına kadar sıkıca saran bir elbise ve başlarına da Frigya başlığı giyerlerdi.

 

 

Fakat aslında Yunanlılar Amazonların çıplak giyinmediklerini bilmekte idiler.Yunanlar, Amazonlara pantolonu icât edenler olarak itibar etti. Amazonlar bu pantolonları, uzun kollu ceketler ve kulak kapakçıklı sivri şapkalar ile birlikte giyerdi. (Zira bozkırda hava soğuktu.)

 

C-İskitler Ve Amazonların Karşılaşması Ve Kaynaşması: Amazonlara savaş açan Hellenler, Thermedon Savaşı’nı kazandıktan sonra canlı yakaladıkları Amazonları, yurtlarına götürmek üzere gemilere doldurup açılırlar. Amazonlar açık denizde erkeklerin üstüne atlayıp onları döve döve öldürür. Ama bir gemi nasıl yönetilir bilmediklerinden, yellerin ve dalgaların önünde, yurtlarından çok uzakta “Dik Bayır” denilen Palus-Maiotis’e ulaşırlar. Buraları Özgür Skyth (İskit) toprakları içindedir. İnsanların yaşadığı bölgeye gelirler, otlayan atlara rastlayınca üstlerine biner ve Skyth topraklarını yağmalamaya başlarlar.

 

 

Tanımadıkları bu zorlu savaşçıların erkek olmadığını bir süre sonra fark eden İskitler, aralarında danışarak, anlaşarak bunlarla savaşmanın anlamsız olduğu gerekçesiyle, seçtikleri gelişkin, genç oğullarının bu kadınların kampları yanında kamp kurmalarına karar verirler. Çünkü soylarının, bu güçlü kadınlarla güçlenmesini isterler. Bu gençler, Amazonların yaptıklarını, davranışlarını taklit ederler, onlarla savaşa girmezler. Bir zaman sonra delikanlılarla ilişkiye giren Amazonlar, delikanlıların yurdunda yaşama tekliflerini reddederek, yeni bir yurda yerleşmek üzere kocalarıyla birlikte oradan ayrılırlar. Bu kaynaşmadan meydana gelen yeni toplumun yurt değiştirmesi, Amazonların İskit topraklarında yaptıkları talan nedeniyle, oralarda rahatsız edilebilecekleri, İskitlerin eski talanları unutmayacağı gerekçesiyle olur. Eski Hellence’de Tanais’in ötesi denilen bugünkü Azak Denizi çevresinde yerleşmeye karar verirler. Amazonlarla birlikte olan bu İskit boyuna Sauromatlar der, Herodotos. Sauromatların kadınları, eski savaşçı ruhlarını koruyarak, erkeklerinin yanında veya yalnız başlarına avlanabilmekte ve savaşabilmektedirler. Bu bakımdan olsa gerek, Amazonların, İskitlerin kadın savaşçıları olduğunu düşünen tarihçiler olmuştur. Sauromatların İskit dili konuştuklarını, Amazonların, hiçbir zaman bu dili iyice öğrenemediklerini de söyler. Üstelik töreleri gereği bir Amazon kızının bir düşmanı öldürmeden evlenemeyeceğini, bu nedenle evlenmeden yaşlanan kızlar bile olduğunu ekler.

E-İskit Kadınlarının Ve Amazonların Benzerliği: Amazonlar büyük olasıkla Balkanlar, Karadenizin kuzeyi ve Kafkasya arasında, göçebe olarak yaşayan İskit kökenli bir uygarlıktı

Yerli İskit kadınlarının savaşçı yapıları, asi ve göçebe soydaşları olan Amazonlardan çok farklı değildi. Herodot’a göre İskit kadınları sık sık erkeklerle beraber ava çıkar, savaşta yer alırlardı. Ona göre savaşta bir adam öldürmeyen kadın evlenemezdi. Kızlar erkek kardeşleri gibi çocuk yaştan itibaren at binmeye ve savaş eğitimi almaya başlardı. Amazonların göğüs dağlama yöntemi yerine, İskit kadınları deriden veya sert kumaştan yapılan göğüslük kullanarak vücutlarını düzleştirirdi. Bu uygulama onların daha rahat yay ve kılıç kullanmaları için gerekliydi. İskit kızları savaş başlığı taktıkları zaman düşmanları onları erkeklerden ayırt edemezdi.

İskit kızları evlilik çağına geldiklerinde eş seçimini kendileri yapardı. Kendilerine talip olan adayların cesaret ve güçlerini sınama adetleri vardı. Adayların güçlerini ölçmek için müsabaka ve yarışmalar düzenlenirdi. Bütün rakipleri eleyen damat adayı son olarak kızın kendisi ile müsabaka yapardı. Kızlar evlilik dönemine kadar savaş kıyafetleri giyerdi. Bu zırhlar düğün günü damat tarafından çıkarılırdı. Evlilik sonrasında ise normal kadın kıyafetleri giyilirdi. Buna göre İskit kızlarının hayatları savaşçılık ve kadınlık dönemi olarak iki kısıma ayrılmaktaydı.

 

TÜRK TARİHİNDEKİ ETKİLERİ VE YANSIMALARI

1.Alp Kızlar Ve Amazonlar: Dede Korkut eserlerinde Amozanlar için Alp kızları demiş.Destanlarda evlenmek için seçilen yiğit cengâver alp kızların bir diğer özellikleri de han veya bey kızları olmalarıdır.

Amerikalı arkeolog Prof. Dr. Jeannine Davis, 1997 yılında bugünkü Ukrayna’nın güneyinde, İskit-Turan bölgesinde, tarihi amazon mezarlarında yaptığı kazılar sonucu Amazonların Türk-Turan soylu Alp Kızlar olduğu öne sürmüştür. Jeannine Davis Kimbel tarafından, Urallar’ın güneyindeki höyüklerde tunçtan ok başları, demir hançerler ve kılıçlar ile onlarla birlikte gömülmüş kadın cesetleri bulundu. Bu höyükten 40 ceset çıkarıldı. Buradaki yedi mezar, silahları ile birlikte gömülmüş kadınlara aitti. Bulunan kılıçların kadınlara ait olduğu; silahların normal boyuna karşı,kılıç kabzalarının, kadın eline uyacak biçimde küçük olmasından anlaşıldı.

 

 

2.Alp Kızlar’ın Selçukludaki Yansıması; Bacıyan-I Rum: Türk söylencelerinden hareketle Amazonların varlıklarını Osmanlı devletinin kuruluşunda birinci derecede rol oynayan ‘Baciyân-ı Rum’a kadar sürdürdükleri tarihi belgelerle de kanıtlanmaktadır.Alp kızlar Amazonların Türklerdeki eşdeşi olan ve dede korkut hikayelerinde geçen savaşçı Türk kadınlarıdır.Anadolu’nun Türkleşme sürecinde alp kızları baciyan-i rum teşkilatı’na, yani bacılar’a dönüşmüştür.

 

Tarih öncesi çağlardan biraz daha günümüze doğru uzandığımızda savaşçı Türk kadını bu kez başka bir isimle karşımıza çıkıyor. “bacılar” ya da “bacıyan i rum”…Bacılar Türk yurduna asker yetiştirmek ve Türk yurduna sahip çıkmakla görevliydiler.Doğurdukları evlatlarını belli bir yaşa kadar Türk töresi ile yetiştirir, sonra da bir asker olarak orduya emanet ederlerdi. Ordu savaşa çıktığında ise obayı ve şehri koruma vazifesi yine bacılardaydı.

“Bacıyan-ı Rum”, Anadolu Kadınlar Birliği anlamını taşımaktadır. “Bacı” kelimesi, abla, kızkardeş anlamına gelmektedir. “Bacı” kelimesi, günümüzde Anadolu’nun birçok şehrinde yaygın olarak kullanılmaktadır. “Rum” kelimesi ise Anadolu anlamını ifade etmektedir.

Bacıyan-ı Rum  Anadolu’da Ahilik Teşkilatı yanında çok güçlü bir Anadolu Kadınlar Birliği idi.Anadolu Kadınlar Birliği, Ahilerin kadınlar kolu olarak yetim, kimsesiz genç kızları himayesine almış, onların eğitimlerinde, ev bark sahibi olmalarından, sorumlu olmuşlardır. Bunun dışında kimsesi kalmayan ihtiyar kadınların bakımı, genç kızların evlendirilmesi gibi birtakım sosyal hizmetlerde bulunmuşlar, maddî sıkıntıda olanlara yardım etmişlerdir.

 

3.Osmanlı’nın Amazonları: Türk toplumu bu kadın geleneğini binlerce yıl korumayı bilmiştir.Osmanlılar döneminde bile kadının bu rolü hâlâ diriydi. Osmanlılar soylarını Kayılara dayandırırken aynı zamanda savaşçı bir kadın olan Turunç Hatun simgesine sarılmıştır.Geleneksel savaşçı konar-göçer Türk yapısı şu şiirle anlatılır:

 

Kara-evlerile yüzbin artuğ ev
Bu cihan köhne sarayı sanma nev.
Mülk-i Türkistan’da var idi meğer
Bir ulu han cümle handan muteber….

Bir kızı vardı Turunç Hatun adı
Nüsre içre raviler böyle dedi…
Anların içinde perde yoğ idi
Gerçi kim adab ü erkan çoğ-idi…

Turunç Hatun efsanesi Tomris’in öyküsünün bir benzeridir. Aynı şekilde Turunç Hatun, kendisi ile evlenmek isteyenleri reddeder.Osmanlılar kendi soylarını bu şekilde kadın hakanlara dayandırarak efsaneleri yaşatırlar.Bu efsaneler aynı zamanda Dedem Korkut öykülerine de işlemiştir.Bunlardan birisi de Banı Çiçek’tir. Banı Çiçek de Kafkasya’da bir bey kızıdır. O da kendisiyle evlenmek isteyenleri reddeder.

4.Süyün Bike: Bu efsanelerin son halkasında, Rus işgali başlarken Türkistan’da Kazan kalesinde bir Türk kadını çıkar ve kaleyi tek başına Rus işgaline karşı savunur: Adı Süyün Bike’dir.Korkunç İvan’a karşı ilk önce başarılı da olur. Ama sonrasında kale kuşatmasında halkını korumak için iki yaşındaki çocuğu ile birlikte Ruslara teslim olur ve esir edilir.Esir olarak ülkesinden götürülürken şöyle söyler:

 

 

 

“Kazan… Ey, kanlı, kaygulu şehir, başından tacın düştü, şimdi kul oldun, senin büyüklüğün mazide kaldı. Her ülke iyi bir padişah ile idare edilir ve asker ile saklanırsa o memleketi senden kim alabilir. Senin güçlü Hanın öldü. Beylerin güçsüzleşti. Sana yardım etmedi. Bu yüzden sen çekildin. Nerede senin sevinçli günlerin? Nerede senin oğlanların, beylerin, mirzaların, sana bağlı olanlar, büyükler? Nerede senin iyi hatunların, güzel kızların? Onların şarkıları nerede? Hepsi yok oldu. Yalnız onların ağlaması ve öksüzlüğü kaldı. Sende bal ağaçları ve soğuk pınarlar vardı. Onun yerine şimdi kanlar ve göz yaşları akıyor.”

Amazonlar bir serap mıydı…Yıl 1550 idi Süyün Büke esir düştüğünde.Osmanlılara haber göndermiş yardım istemişti ama haberciler yolda Ruslar tarafından öldürülmüştü.Tam 350 yıl sonra bu defa Rus orduları Erzurum’a girdiğinde, Ermeni çeteleri ayaklandığında yine Türk kadını, cephede olacaktı.Kurtuluş Savaşı başladığında, bir İskit savaşçısı gibi, bebeğini değil mermisini battaniyeye saracak, cepheye koşacaktı

 

Türk milleti’nin tarihini incelerken atlanmaması gereken önemli bir detay vardır.

“Türk kadını…”

ilk çağlardan beri türk kadını erkeğinden hiçbir dönem ayrı düşünülmemiş, her zaman erkeğin tamamlayıcı unsuru ve dengi olmuştur. türk tengricilik inancında kadının yeri yerin yedi kat yukarısı yani tengri’nin yanıdır. han ile hatun yer ile gökün evlatlarıdır ve birbirlerinden ayrılamazlar…bu yüzden, kadın türkler için kutsaldır.bu kutsallığı türk mitolojisinin kadın kahramanlarından anlamak güç olmasa gerek; Gün Ana, Ak Ana, Umay, Dd Ana, Ayizit, Ana Maygıl, Kubey Hatun, Akkız gibi kahramanlar türk mitolojisinde adı geçen kadın tanrı ve yarı tanrılardır.yine Oğuz kağan destanında oğuz’un eşlerinden biri nur’lu bir ışıktan, diğeri kutsal bir ağaçtan meydana gelmiş ve oğuz kağan’a 6 erkek evlat vererek türk soyunun devamını sağlamış kadınlardır.

Türklerin Bozkurt destanında yok olmak üzre olan türk toplumunun soyunu devam ettirecek çocukları saklayıp kollayan ve onları emzirerek büyüten dişi bir kurttur. bu dişi kurt ergenekon destanı‘nda ise türk toplumuna yol gösteren Asena‘dır.Tanrı tarafından kutsanmış Bilge Kağan orhun kitabelerinde türk kadınına şu şekilde hitab eder; “Sizler Anam Katun,Büyük Annelerim,Hala ve Teyzelerim,Prenseslerim…”

 


Türk kültüründe destan kahramanları iyi ata binen, iyi savaşan,iyi kılıç kullanan kadınlarla evlenmek istemektedirler.Örnek olarak Korkut Ata‘nın Bamsı Beyrek hikayesindeki Banu Çiçek Katun‘u gösterebiliriz.Eski bir Türk atasözü; “Birinci zenginlik sağlık,ikinci zenginlik iyi bir kadın.”dır. bu üçleme günümüzde “at avrat pusat” olarak da geçer.

Bamsı Beyrek boyunda, adaklısı Banu Çiçek tarafından kahramanlık testine tabi tutulan Bamsı Beyrek, at yarıştırmada ve ok atmada Banu Çiçek’i geride bırakmayı başarır. Sıra güreş tutmaya gelince Bamsı Beyrek epeyce zorlanır ve mücadeleden bunalır. “Bu kıza yenilecek olursam, kudretli Oğuz içinde başıma kakınç, yüzüme dokunç ederler” düşüncesi Bamsı Beyrek’i gayrete getirir ve Beyrek son bir hamle ile Banu Çiçek’in sırtını yere getirmeyi başarır. Beyrek’in burada taşıdığı yenilmeden kaynaklı aşağılanma ve gururunun incinmesi endişesi Banu Çiçek’ten ziyade Oğuz Beylerine karşıdır. Beyrek yenildiği takdirde Banu Çiçek’in düşüncesinden çok hadisenin duyulması halinde Oğuz Beyleri’nin düşüncelerini önemser.

Türk töresinde Savaşta kadınların düşman eline geçmesi büyük bir utanç sayılırdı.Yabancı devletlerin elçilerinin kabulünde hatun da hakanla beraber olurdu. Tören ve şölenlerde kadın, hakanın solunda oturur siyasi ve idari konumlardaki görüşlerini beyan ederdi.Mesela büyük Hun imparatorluğu adına Çin ile ilk barış antlaşmasını Tanrıkut Mete Han‘ın Katunu imzalamıştır.

 



Ebul Gazi Bahadır Han, Secere-i Terakime’de, Oğuz ilinde, yedi kızın uzun yıllar beylik yaptığını anlatmaktadır.Kadının yüceliği Altay Dağları’nın en yüksek tepesine “Kadınbaşı” ismi verilerek yaşatılmıştır.Eski Türklerde koca karısını boşayabildiği gibi,kadında kocasını boşayabilirdi.efsanevi türk komutan alp er tunga‘nın kızlarından biri olan “kazvin” iran’daki kazvin şehrinin isim anasıdır. Örnekler daha da çoğaltılabilir. ama burada dikkat edilmesi gereken husus şudur ki türk kadını türk erkeğine denk ve tamamlayıcı unsurdur. kadın yeri gelmiş doğurmuş, yeri gelmiş ülke yönetmiş, yeri gelmiş pusatlarını kuşanarak cenk etmiştir…işte biz de bu yazımızda cengaver türk kadınlarından bahsedeceğiz…

Herodot’a göre Sarmatyalılar, Amazonlar ve iskitler’in atalarıdır.Sarmatyalılarda kadınlar sık sık erkeklerle beraber ava çıkar, savaşta yer alırlardı. Ona göre savaşta bir adam öldürmeyen kadın evlenemezdi.(bakınız yukarıda örneklediğim bamsı beğrek hikayesine ne kadar da benziyor) şimdi de bu amazonlar’ın mensubu oldukları kafkas halklarından sarmatlar’a göz atalım.iskitler’in devamı olarak gösterilen bu türk boyu yanlı tarihçiler tarafından sürekli “irani” bir halk olarak lanse edilmektedir. ataları iskitler’in de irani bir halk olarak yaftalanmasının yanlışlığı bugün tarafsız tarihçiler tarafından “büyük bir yalan” olarak nitelenmekle birlikte iskitlerin türk olduğundan şüphe duyulmamaktadır.ayrıca roma kaynaklarında geçen sarmatya’lı paralı askerlerin ural dağlarından geldiklerinden ve fin-ogur ulusunun akrabası olduklarından ve onlarla aynı dili konuştuklarından bahsedilmektedir. Hal böyle olunca ural-altay dil ailesinden bir dili konuşan sarmatlar’ın, irani bir millet olduğunu söylemek ve savunmak bu yanlı tarihçileri komik olmaktan öteye geçiremez.Yine iskitler ile ilgili yunanlıların iskit akıncılarını at üzerinde savaşırken görüp inanamadığından, bunların olsa olsa yarı at yarı insan yaratıklar olduğuna inandıklarından, iskitler’i mitolojik yaratık “centaur” olarak tasvir etmişlerdi.

işte ilk çağlarda türk savaşçılarına bu savaşma kabiliyetini sağlayan “üzengi” sistemini iskitlerden sonra amazonlar da kullanmış, bu avantajlarıyla da yunanlılara göre yenilemez savaşçılar halini almışlardır.bu yüzden sarmat-iskit soyundan gelen amazonların türk olduğunu, turani-türk soylu olduklarını rahatlıkla söyleyebiliriz.

peki madem amazonlar türk, neden türk kaynakları amazonlardan bahsetmiyor?işte bir diğer yanılgı da bu.Türk tarihi, türk mitolojisi titizlikle incelendiğinde at binen, savaşçı kadın tasvirinin türk kaynaklarında geçtiği de ortaya çıkacaktır.dede korkut’a göre savaşçı amazonlar’ın türkler’deki karşılığı “Alp Kızları“dır…yazar Musine GALİMA‘nın “TURAN’IN ALP KIZLARI iPEKYOLU EFSANELERi” adlı eserinde alp kızlar‘dan detaylı bir şekilde bahsedilmektedir. İşte oğuz ülkesini yöneten 7 kız ve kırgızlar’ın atası kabul edilen kırk kız bu alp kızlar’dandır…

Abd’li Prof Dr. `Jeannine Davis`’in yaptığı testler ile savaşçı amazonların türk alp kızları ile aynı varlıklar olduğu ortaya konmuş, su götürmez bir gerçek olarak kabul edilmiştir.

bunun bir örneğine de antik sparta‘lılarda rastlıyoruz. Sparta kadınının görevi doğurduğu erkek çocuğunu 6 yaşına kadar yetiştirip sonra o’nu sparta ordusu için uygun bir hale getirip asker olarak teslim etmekti.orta asya alp kızlar’ı ya da bacılarından arap seyyahlar sıklıkla bahsetmekte, onların bu savaşçılığı ve töre’ye olan bağlılığı kadınlara değer vermeyen ve onları ikinci sınıf olarak gören araplarca garipsenmektedir.Arap gezgini olan ibn’i Batuta şöyle der  “Burada tuhaf bir hale şahit oldum ki o da Türkler’in kadınlarına gösterdiği hürmetti. Burada kadınların kıymeti ve derecesi erkeklerinden daha üstündür.”

türkler’in araplar’la müttefik olarak girdiği talas savaşı esnasında da araplar türk kentlerini koruyan bacılar’ın varlığına pek çok kez şahit olmuşlardır.Türklerin islamiyete geçmesiyle birlikte kadınlara verilen önem azalmaya başlamış olsa da, malazgirt savaşı ile birlikte türkler’in anadolu’yu yurt edinmeye başlamaları bacıları bir kez daha tarih sahnesine taşımıştır.anadolu artık yeni bir türk yurdudur. bu yurt orta asya oğuzlarından islam olmayan pek çok göç de almaktadır ki bu göçler esnasında alp kızları-bacılar da anadolu’ya gelmiştir

 


anadolu’nun türkleşmesinde esas olan 4 teşkilat vardır;
-gaziyan-ı rum,(anadolu gazileri)
-ahiyan-ı rum, (anadolu ahi ve zanaatkarları)
-abdalan-i rum, (anadolu erenleri)
-baciyan-i rum, (anadolu kadınları-anaları)

işte bu teşkilatlardan biri de baciyan-i rum teşkilatıdır.bilinenin aksine baciyan-i rum teşkilatı ahi evran’ın hanımı fatma hatun tarafından değil, Hacıbektaş Veli‘ye hizmet etmiş Kadıncık ana (Fatma bacı) dır. (yeniçeri teşkilatı’nın bektaşi olduğuna da dikkat çekerim) baciyan-i rum teşkilatı’nın asli görevi tıpkı orta asya türklerinde olduğu gibi asker-oğlan yetiştirmek ve erler savaşta iken yurtlar’ı korumaktır.


bu teşkilatın en iyi örneklendiği yapımlardan biri ezel akay’ın “hacivat karagöz neden öldürüldü” adlı sinema filmidir.13, 14 ve 15. yüzyıllarda osmanlı’da ve anadolu’da bacılar teşkilatı olanca zarafeti ile varlığını sürdürmektedir. bu tarihlerden sonra türkler’in(osmanlı’nın) muaviye dini’ni kabul edip iyice benimsemesi ile birlikte kadınlar toplumda ikinci sınıf bireyler olarak görülmüş, devleti yönetenlerin türk kadınlarıyla değil, yabancılarla evlenmesi geleneği ve enderun teşkilatının devlet yönetiminde olmasıyla birlikte baciyan-i rum teşkilatı da ta kurtuluş savaşı’na değin rafa kalkmıştır.

Kurtuluş Savaşında Bacılar

Türk milleti tarihinde ne zaman zor duruma düşse milli birlik ve beraberlik sayesinde bu zor durumdan kurtulmuştur.
işte bu zor günlerden en zorlarından biri de hiç kuşkusuz kurtuluş savaşımız’dır.
ulu önder atatürk’ün türk milleti’ne ön ayak olması ile birlikte türk kadını da muaviye dini’nin kendisine biçtiği ikincil unsur olma payesinden sıyrılmış ve erkeği ile birlikte mücadele ederek bu vatanı, yeniden anavatan haline getirmiştir…sultanahmet mitinginde onbinlere milli bilinci aşılayan halide edip adıvar’ın bacıyan-i rum teşkilatının 20. yüzyıl temsilcisi olduğu muhakkaktır.


kara fatma(fatma seher erden) komutasındaki bacılar’ın batı anadolu’da yunan ordusunu perişan ettiği unutulmamalı,inebolu’lu bacılar’ın sırtında taşıdığı mühimmat sayesinde türk kurtuluş savaşı’nın kazanıldığı unutulmamalıdır…İşte bu yüzdendir ki ulu önder atatürk kurduğu genç cumhuriyette kadınlarımızın da payının olduğunu hiçbir zaman unutmamış, türkiye cumhuriyeti dünyada kadınına seçme ve seçilme hakkı tanıyan ilk ülkelerden biri olmuştur

 

TÜRKLER VE AMAZONLAR ARASINDAKİ BAĞLAR

1.Zeyna İle Asena Arasında Bir Bağ Kurma Çabası: Xsena-veya Türkçe okunuşu Zeyna. Ama dikkat!! Xsena okunusu bile ASENA ya ne kadar benziyo. En ünlü Amozon kadın savaşçı Zeyna, Asena’dan türemiştir

 

Aslında, Asena, cesur bir Türk kadınından başka biri değildi. Eskiden Türklerde, kadın erkek fark etmez, sosyal sınıflarda aynı mücadeleleri yapar, ata binerler, komutanlar falanda olurlardı. Doğayla iç içe yaşamasının doğal bir sonucu olarak, bugün evlerine kapanıp, dışarıda hükmü olmayan kadınların aksine. Zamanında, böyle bir kadın varmış, oldukça cesur. Türkler her zaman yaptığı gibi, cesurluğunu kurta benzeterek, kurt lakabı takmıştır, “kurt gibi dişi” lafı zamanla “dişi kurt” olmuştur

2.Amazonların Türk Olduğunu İspatlama Çabası: Amazonların çok iyi ata binmeleri (Türklerin en büyük özelliği) o dönemde atı arabaya koşarak kullanılan Yunanlıları çok şaşırtmıştı.

Heredot tada Amazon efsanesi çok yer alır. Ona göre Amazonlar Yunanlılarla savaşıp yenilmişler ,esir Amazonlar gemilerle götürülürken Amazonlar gemileri ele geçirmiş ve Kırım’a çıkmışlardır.(Bölge İskit bölgesidir.)Burada İskitlerle evlenerek kaynaşmışlar ve daha sonra savaşçı ruhlarını koruyanlar ayrılmışlardı.İskitçeyi de tam konuşamamalarına rağmen dilleri İskitçeydi.Kurt şeklinde ve kurt postundan başlık ve elbise giydiklerinden de bahsedilir.Zaten İskitlerde kadın çok önemli idi, savaşlara katılmakla kalmaz ,hükümdar dahi olabilirlerdi.İran İmparatoru Sirus’u son seferinde yenilgiye uğratan İskit İmparatoriçesi ‘’Tomris’’idi.Zaten İskitlerin bulunduğu her coğrafyada kadın savaşçılarla ilgili bilgi ve  efsanelerinin eksik olmadığıda bilinen bir gerçektir.

Tüm bu bilgiler ışığında İskit-Saka ve Kimmerlerin Türklüğü zaten su götürmez olup, eğer İskit kadınlarına duyulan hayranlık ve şaşkınlıktan ötürü uydurulan Yunan efsanesi değil de gerçek ise Yunan efsanelerine bakılarak Amazonlarında Türk olduğunu söylemek sanırım mantıksız olmaz.Türk Milleti yetiştirdiği kahraman Türk kadınları ve yeri geldiğinde erkeğinden fedakar ve cesur kadın savaşçıları ile savaşçılığını cihana ispatlamıştır.  Bacıyan-ı Rum’ların,Nene Hatunların ,Kara Fatma Anaların Amazonlardan neyi eksiktir?

Tarihçi Herodot’ta da bir Amazon efsanesi yer alır. Ona göre, Amazonlar yunanlılar ile savaşmış ve yenilmişler, esir Amazonlar gemilerle götürülürken gemileri ele geçirip Kırım’a çıkmışlardır. Zira Kırım İskit bölgesidir. Burada İskitlerle evlenerek kaynaşmışlar ve daha sonra savaşçı ruhlarını koruyabilenler ayrılmışlardı ve dilleri de İskitçeydi. Kurt şeklinde ve kurt postundan başlık ve elbise giyiyorlardı.

Sarmat Efsanelerine göre: Sarmatlar İskit erkekleri ile Amazon kadınlarından olan bir kavimdir. Kafkasya denilen bölge, yani Hazar Denizi’nin batısı, Karadeniz’in kuzeyini içine alan bölge uçsuz bucaksız bir steptir. Burası Orta Asya’dan göç eden Türk halklarının geçiş bölgesidir. Bölgeden Anadolu’ya geçen Türk kabileleri de vardır. Bu bölgeye tarihsel olarak Deşt-i Kıpçak denilir, yani Kıpçak yurdudur. Kıpçaklar ise bilindiği gibi bir Türk boyudur ve fiziki özellikleri sarı saçlı-renkli gözlü olmalarıdır

BİLİM ADAMLARININ AMAZONLARIN KÖKENİ’NİN TÜRK OLDUĞU İLE İLGİLİ BİLİMSEL TESPİTİ

İskitlerin Türk Tarihine mal eden en mühim bulgular Antropolojik araştırmalar ışığında ortaya çıkmıştır. Genetik bilimin ışığında elde edilen bulgular, İskit genlerinin günümüzde Türk Coğrafyası içerisinde var olduğunu, hatta bu varlığın melezleşme olmaksızın küsuratlı bir kalıntı değil müstakil olarak süre geldiğini ortaya koymaktadır. İskitlerin İç Asya’dan Anadolu ya doğru giriştikleri göç hareketlerini ve Kafkaslar-Anadolu hattında arkalarında bıraktıkları Kurganları inceleyen tarih araştırmacısı Dr. Jeannie Davis Kimball, İskit coğrafyasında yaşayan Kadın Savaşçılar (Amazonlar) ile ilgili yaptığı araştırmalar neticesinde çok önemli bulgulara ulaşmıştır.

Amazonlar, İskitlerden çok daha önce Karadeniz hattına ulaşan Kimmerler ile birlikte bu bölgeye yerleşmiş ve uzun süre Kimmer coğrfayası içerisinde yaşamış savaşçı bir ulustu. Anaerkil bir yapıya sahip olan bu toplumda kadınlar savaşıyor, erkekler ise köle olarak ya da doğurganlık amacıyla kullanılıyordu. Esasen Kimmer toplumunun bir parçası olan Amazonlar, İskitlerin Kimmerleri yıkması ile yine soydaşları olan İskitler ile münasebet içerisine girmiş ve zamanla İskit tarihine de mal olmuşlardır. Onlarca İskit Kurganı açan ve İskitlere ait pek çok arkeolojik çalışmanın içerisinde yer alan Kimball, izini sürdüğü Savaşçı İskit Kadınları Amazonların kökenine ulaşmayı başarmış, İskitlerin soydaşları olan Amazonların günümüz Türklerinin Ataları olduğunu ortaya koymuştur.

Dr. Kimball, araştırma konusu olan Amazon savaşçılarının izini sürerken aradığını İskit Kurganlarında bulmuş, bu serüveni onu İskitlerin kökenine kadar götürmüştür. Pek çok İskit kurganının açan Kimball, Amazonların İskitler ile birlikte yaşayan savaşçı kadınları olduğunu, yani Kurganlardaki savaşçı kadınların İskit toplumunun bir parçası olduğunu tespit etmiştir. Amazon Savaşçıları ile ilgili bilgilere Yunan Tarih kaynaklarından ulaşan Kimball, Antik Yunan döneminin büyük savaşçısı Aşil’in bir Amazon Kraliçesi Pentesile ile mücadelesine rastlar. Bu hikâyede Aşil, Amazon kadın savaşçısı Pentesile ile çetin bir mücadeleye girişmiş, uzun uğraşlar sonunda Pentesile’yi mağlup etmeyi başarmış ve onu öldürmüştür. Rakibini öldüren Aşil, yüzünü görmek için rakibinin miğferini çıkarttığında sarı saçlı ve çok güzel bir kadın olduğunu görür ve Pentesile ye aşık olur.

Aşil ve Pentesile’nin hikayesinden esinlenen Kimball, Amazon Savaşçılarının İskit kurganlarından çıkmasından hareketle Kurganlara rastlanan bölgeleri takip ederek Kuzey Kazakistan bölgesindeki Pokrovka bölgesine kadar ulaşır. Buradaki kurganları inceleyen Kimball, bu kurganların Anadolu-Kuzey Karadeniz bölgelerindeki İskit Kurganlarıyla aynı olduğunu tespit eder. İskitlerin ve Kimmerlerin bu hat üzerinden Karadeniz ve Anadolu’ya ulaştığına karar verir. Ancak bu bulgu, kısa süre sonra burada yapacağı muhteşem keşfin yanında küçük bir detay olarak kalacaktır. Dr. Kimball, at üstünde gezen sarışın, küçük bir kız çocuğu görür. Bu kız çocuğunun adı Meryemgül’dür. Meryemgül, Dr. Kimball’a Amazon Savaşçısı Pentesile’yi anımsatır. Bu küçük Kazak kız çocuğundan bir Dna örneği alarak Anadolu’daki İskit kurganlarından çıkan Amazon Kadınların Dna örnekleriyle karşılaştırır. Mitokondrial DNA örneklerinin karşılaştırılmasıyla ortaya çıkan sonuç inanılmazdır. Sonuç %99.9 oranında uyumludur. Kazakistan bozkırlarında at üstünde gezen bu küçük kız çocuğu Amazon Savaşçılarıyla aynı geni taşımaktadır. Yani Amazonların torunudur.

Dr. Kimball, bu araştırmasını bilim dünyasına sunar ve bu konu hakkında bir kitap çıkartır. Bu tespit doğrultusunda Amazonların İskit Kurganlarından çıkması hasebiyle onların İskitli savaşçı kadınlar olduğunu, Dna karşılaştırmasının sonuçlarıyla da Amazon Savaşçı Kadınlarının yani soydaşları İskitlerin ve Kimmerlerin Türk olduğunu ilan eder. Dr. Kimball’ın bu tespiti ile birlikte bilim dünyası Amazon kadınların bir efsaneden ibaret olmadığını ve Türk olduklarını kabul etmişlerdir.

Elde edilen bulgular ışığında hiç tereddüt etmeden diyebiliriz ki İskitler, Türklerin ataları olan kadim Turanid (Ön Türk) toplumunun bir parçasıdırlar ve Türk Tarihinin 3.000 Yıl önceki temsilcisidirler.

POPÜLER KÜLTÜRDE AMAZONLAR

 

1.Zeyna (Xena)Dizisi: Çeşitli çizgi roman, film, televizyon dizisi ve bilgisayar oyunlarında Amazon imgesi sıklıkla işlenmiş ve kadın kahramanlar Amazonlardan esinlenilmiştir. Bunların arasında televizyon dizisi olarak Xena – Savaşçı Prenses ve Wonder Woman sayılabilir

 

Savaşçı Prenses lakaplı Xena, yıllar boyu hatırlamak istemediği türden günahlar işler. Köyleri basmak, yakıp yıkmak, insanlara zorbalık, hatta masumların ölümüne neden olmak… Kendince günahlarından arınmak ve insanlık için “doğru” bir şeyler yapmak isteyen Xena, geçmişini arkada bırakarak sürekli seyahat ettiği ve asla belli bir yere bağlı kalmadığı bir yaşam sürmeye başlar. Günün birinde yolunun geçtiği köylerden birinde konakladığında ise kendisini tanıyan ve hayranlık besleyen bir kızla karşılaşır: Gabrielle

 

2- Wonder Woman

 

Aslı adı Diana dır, Amazonlar’ın yaşadığı Cennet Adasında (Themyscira) doğan ilk çocuktur ve Kraliçe Hippolyta’nın kızıdır. Amazonlar, geçmişte erkekler tarafından şiddete maruz kalmış, işkence edilmiş ve öldürülmüş kadınların ruhlarından oluşan bir topluluktur. Ve bu topluluk Yunan Tanrıları tarafından korunan ve görünmez kılınan Cennet Adasında yaşarlar. Kraliçe Hippolyta, ölmeden önce hamileydi ve anne olamadan öldü, o yüzden çocuk hasreti çekiyordu ve bir bebek istiyordu. Bir gün Hippolyta kilden bir bebek yaptı ve Artemis’den ona hayat vermesini istedi. 

Artemis onun sesini duyar ve kilden bebeğe can verir. Doğan bebeğe, Demeter’den çok büyük bir güç ve kendini iyileştirebilme gücü, Athena’dan bilgelik, Hestia’dan ateşe dayanıklılık, Artemis’ten hayvanlarla konuşabilme ve avcılık, Herms’ten hızlı uçabilme, hızlı düşünme, refleks gücü ve son olarak Afrodit’ten ise muazzam bir güzellik ve sevgi dolu bir kalp armağan edilmiştir. Doğan bebeğe ise Diana ismi konulmuştur. Diana savaşçı kadınların arasında büyüdüğü için, doğal olarak güçlü bir savaşçı olur. Bir gün Birleşmiş Milletler muhbiri Steve Trevor’ın uçağı Cennet Adasına yakın bir yerine düşer ve Diana tarafından kurtarılır. Diana, Steve Trevor’a aşık olur. Adada kimin Steve’i eve götüreceğini seçmek için bir turnuva düzenlenir. Kraliçe Hippolyta, Diana’nın bu turnuvaya katılmasına izin vermez. Fakat kahramanımız kılık değiştirerek turnuvaya katılır ve turnuvanın şampiyonu olur. Diana, Steve’i eve götürdüğünde dünyada çok fazla suç işlendiğini fark eder ve dünyada kalmaya karar verir. Dünyada Wonder Woman ismini alır.

3.Amazonlar ve Feminizm: Geçmişten günümüze her dönemde kadının ezilmişliği farklı biçimlerde topluma yansımıştır. Amazon kadınlarının bu silahlı mücadelesinin günümüzde de farklı biçimlerde devam ettiği görülmektedir. Her ne kadar dönemsel ve toplumsal farklılıklar olsa da Amazon kadınlarının günümüzdeki erkek egemen sistemin yıkılmasını amaç edinmiş feminist kadınlarla bağdaştırılması kaçınılmazdır. Her ikisinin de sadece kadınlardan oluşması, hiçbir şekilde içlerine erkek kabul etmemeleri ve mücadelelerini erkeklere yönelik yapmaları buna en açık örnektir. Amazonların erkek düşmanlığının ürünü olan savaşının önemli bir parçası olan ok ve mızrak, feminizmin kadını topluma katma mücadelesindeki düşüncesidir. Bilindiği gibi antik dönemde özellikle ataerkil toplum düzeninin egemen olmasıyla kadınlar ikinci plana itilmiş, erkeklerin bedensel güçlerini fark etmesi, kadınların küçük görülmesiyle sonuçlanmıştır. Yazılı kaynaklar incelendiğinde kadınların çeşitli toplumlardaki konumunu görebilmek de mümkündür. Hiçbir sosyal hakkı olmayan kadınlar, her zaman evin içinde hatta evin en gizli bölümünde durmakta ve onlardan sadece kadın olma görevini en iyi şekilde üstlenmeleri beklenmektedir. Sadece bir kadın olma görevini reddeden ve özgürlüğü için tüm gücüyle savaşmayı göze alan Amazonlar, özgür kadının tarihteki en büyük temsilcileridir. Ve istenildiği zaman gerçekten kadınların erkeklerden daha iyi savaşabileceklerinin en açık kanıtıdır. Günümüzde bile etkilerini sürdüren bir topluluğun bir düş olması veya gerçek dışı gösterilmesi ne kadar doğrudur?

 

DÜNYA KÜLTÜRÜNDE AMAZONLAR

Tarihin efsanevi savaşçı kadınları olan Amazonlar’ın gerçekle düş arasındaki varlıkları antik dönemden günümüze kadar çeşitli tartışmalara konu olmuştur. Bu savaşçı kadınlar gerçekten yaşamışlar mı, yoksa sadece bir düşün ürünü mü sorusu, bu tartışmaların ortasında durmaktadır. Tarih içinde hep bir efsane ile gerçek arasında gidip gelen, antik dünyanın savaşçı kadın kavmi Amazonlar; geçmişte olduğu gibi günümüzde de erkek egemen sisteme karşı hep bir simge olmuşlardır. Ancak, özellikle antik dönemin hem yazılı kaynaklarında hem de görsel sanatında yer edinmiş olan savaşçı kadın kavminin yok sayılması, hem erkek egemen topluma karşı kadın tarihinin önemsenmesi açısından hem de tarihsel açıdan pek de doğru olmasa gerek.


Amazonlar, Antik Yunan mitolojisine göre; Zeus’un savaşçı oğlu, Tanrı Ares’in kızları olarak bilinirler. Belki de bu savaşçı kimliklerinden dolayı savaş tanrısının kızları olarak anıldıkları da düşünülebilir. Anneleri olarak da en fazla kabul gören, uyum ve ahenk anlamına gelen Harmonia’dır. Harmonia’nın yanısıra güzellik tanrıçası Aphrodite ile Ares’in kızı olan Otrere de anneleri olarak kaynaklar arasında belirtilen isimler arasındadır.

 

DÜNYA TARİHİNDE ÜNLÜ SAVAŞCI KADINLAR


1. Zenobia,Suriye

3. yüzyılda Suriye’de Palmira İmparatorluğu’nun kraliçesi olan Zenobia, eşinin ve üvey oğlunun bir suikast sonucu öldürülmeleriyle tahta geçmişti. Palmira İmparatorluğu’nun sınırlarını kısa sürede genişletmeye başladı. Mısır’ı ve Anadolu’nun büyük bir bölümünü işgal etti. Kendini “Mısır Kraliçesi” ilan etti. Askerlerle birlikte kilometrelerce at sürmesi ve yürümesi nedeniyle “Savaşçı Kraliçe” olarak anılmaya başladı. Roma İmparatorluğu’nun denetiminde olan ticaret yollarının tümünü ele geçirdi. Ancak Romalı süvariler tarafından Fırat Nehri yakınlarında yakalandı ve esir olarak Roma’ya götürüldü. Altın zincirlere bağlanılarak Roma halkına gösterildi. Ancak öldürülmedi, aksine imparator tarafından hayatı bağışlandı ve Roma’da oldukça iyi koşullar, elit bir filozof olarak hayatını sürdürdü. Ancak ölümü net olarak bilinmiyor.

2. Khutulun,Moğolistan

1260-1306 yılları arasında yaşadığı tahmin edilen Khutulun, 13. yüzyılda Moğolistan’a hükmetti. İyi bir güreşçi, okcu ve at binicisiydi. Güreşçi Prenses olarak adlandırılan Khutulun, halk güreşlerinde her erkeği yenerek hafızalara kazınan zaferler elde etti. Kaybeden erkek güreşçiler 100 at vermek zorundaydı. Khutulun öldüğünde ise yaklaşık 10 bin atı vardı. Bu da onun ne kadar iyi bir güreşçi olduğunu açıklıyordu. Elbette savaşta da oldukça başarılıydı. Moğolistan ve Kazakistan’ı, Çin’in bozguna uğrattığı lider Kublai Khan’a karşı savundu, babasının yanında savaşa katıldı. 46 yıllık kısa yaşamına rağmen halk ve savaşçılar üzerinde büyük bir etki bıraktı.

3. Lozen,Amerika

1870’lerde Arizona’da yaşayan Lozen, abisi Victorio’nun kabilesi ile birlikte San Carlos Toplama Kampı’na götürüldü. Bu korkunç kamptan ise abisi ve kendisinin rehberliğinde bir grup insanla kaçtılar. New Mexico’daki Black Mountain’ın batısında anavatanlarına el koyan Amerikanlarla savaştılar. Amerikan kuvvetlerinden kaçtıkları sıradad gördüğü bir kadın ve çocuğun ise saklanmasını sağladı. O zamanlar çocuk olan Kaywaykla; “Güzel bir atın üzerinde muhteşem bir kadın olan Victorio’nun kardeşi Lozen’ı gördüm: . Kadın savaşçı Lozen! Bir erkek gibi at sürebiliyor, ateş edebiliyor ve dövüşebiliyordu.” diyor. Erkek kardeşi ise Lozen için “Lozen benim sağ kolum… bir erkek kadar güçlü, çoğundan daha cesur ve keskin bir stratejik zekaya sahip. Lozen, halkının kalkanıdır.” diyor. Ancak Lozen henüz yeni anne olmuşken bebeğini toplama kampına göndermek zorunda kaldı, o sırada ise kardeşi Victorio savaşta öldü. Lozen ise intikam ateşiyle yanıp tutuşuyordu. Artık tüm New Mexico’ya yayılan saldırıların bir parçasıydı. Üstelik rivayete göre ellerini uzatarak düşmanının yerini ve sayısını sezebiliyordu. Sonrasında savaş esiri olarak yakalandı ve tüberkülozdan hayatını kaybetti.

4. Tomoe Gozen,Japonya

12. – 19. yy’da yaşayan samuray sınıfındaki kadınlar ek ve yay kullanmaları için eğitiliyorlardı. Görevleri savunmacı olmaları ve gerektiğinde kendilerini ve evlerini koruyabilmeleriydi. Tomoe ise sadece kendini savunmakla kalmadı kalenin dışında düşmana karşı saldırdı. Genpei Savaşı’nda erkek samuraylarla birlikte savaştı. Tomoe hakkında pek çok farklı hikaye vardır ancak hepsinde onun korkusuz bir savaşçı olduğu belirtilmiştir.

5. Grace O’Malley,İrlanda

16. yüzyılda yaşamış olan savaşçı ve korsan Grace O’Malley, babasının ölümünün ardından İrlanda’daki Umaill Krallığı’nın O Maille klanını yönetti. 16. yüzyılda “Korsan Kraliçe” olarak anıldı ve hem kendi halkı hem de düşmanı İngilizler tarafından saygı duyulan önemli bir liderdi. Grace ve mürettebatı ülke kıyılarına ve gemilere yaklaşanlardan geçiş vergisi talep ederlerdi. Ödemeye direnenler ise en ağır şekilde cezalandırılırdı. Rivayete göre Grace, gemide bir bebek dünyaya getirdikten hemen sonra bebeğini bir battaniyeye sarıp mürettabatına liderlik yapmaya devam etti. Macera dolu hayatına rağmen uzun yıllar yaşadı ve 1603’te Rockfleet Kalesi’nde öldü.

6. Fu Hao,Çin

M.Ö 1200’lü yıllarda hayatınıı kaybeden Fu Hao, bilinen en eski kadın general. 3 bin yıl önce Çin’in bronz çağında yaşadığı düşünülüyor. Kahramanlıkları ise yüz yıllar sonra kemik ve kaplumbağa kabukları içine çizilen metinler sayesinde öğrenildi. Mezarı ise 1976 yılında Anyang yakınlarında yapılan kazı çalışmalarında ortaya çıktı. Mezarına 100’den fazla silah gömülmüştü. Bu da üst düzey askeri bir statüyü temsil ediyordu. Ayrıca fildişi, kemik, bronz gibi maddelerden binlerce süs eşyası da bulundu. En ilginci ise ölümden sonraki yaşamında kendisine eşlik etmesi için canlı canlı gömülen 16’dan fazla kölenin kalıntılarıydı. Ortaya çıkan yazıtlar Fu Hao’nun çok sayıda askeri eylem yürüttüğünü kanıtlıyor.

7. I. Artemisia, Türkiye

Bilinen ilk kadın amiral olan I. Artemisia, adını av ve vahşi doğa tanrısı olan Artemis’ten aldı. Artemisia, günümüz Türkiye’sinde eskiden var olan ve bir Karya şehri olan Halikarnas’ın M.Ö 5. yüzyılda kraliçesiydi. Tarihteki ilk deniz savaşı olarak kabul edilen Persler Yunanlar arasındaki Salamis Deniz Savaşı’nda Xerxes’in müttefiki olarak önemli rol oynadı. Yunan donanmasının Pers donanmasına karşı üstünlük kurmasıyla Pers gemilerinin çoğu battı ya da geri çekildi. Ancak 5 gemisiyle Pers donanmasına katılan Artemisia, savaşta hiçbir kayıp vermeden Yunan’lar karşısında galip gelmeyi başardı. Rivayete göre Yunanları yenebilmek için bilerek bir Pers gemisini batırdı. Kimileri bunun kazayla olduğunu söylese de kendisine yol açabilmek için yaptığına dair rivayetler de vardır. Büyük bir zafer kazanan Artemisia, cesaretiyle herkesi büyüledi. Yunan tarihçi Heredot ise Artemisia’nın kahramanlıklarını yazdı ve onu inanılmaz derecede zeki bir savaşçı olarak resmetti. Büyük savaşçı kadın Artemisia savaş sırasında değil bir aşk acısı sonucu intihar ederek hayata veda etti.

8. Jeanne d’Arc,Fransa

Fransız Katolik azizesi ve büyük savaşçı; en bilinen adıyla Jan Dark; 5 çocuklu bir çiftçi ailesinin ortanca çocuğuydu. 16 yaşından oldukça riskli olsa da evinden ayrıldı ve kral tarafından verilen izinle Fransa Ordusu’nda Orleans Kuşatması’na katıldı. İngilizlere karşı verilen savaşlarda önemli rol oynadı. Ülkesini İngilizlere karşı cephede savaşarak koruyan Jan Dark, oldukça acı bir şekilde hayatını kaybetti. 23 Mayıs 1431’de Compiègne’de İngilizlere sadık olan Burgonyalı Fransızlar tarafından yakalandı ve bir engizisyon mahkemesinde erkek giysileri giyip savaşan ve gaipten sesler duyan bir kâfir olduğunu öne sürüldü. Henüz 19 yaşındayken, yaklaşık 10 bin kişinin bulunduğu bir kalabalığın önünde, kent meydanında diri diri yakıldı. Yaklaşık 460 yıl sonra ölümüne karar veren kilise tarafından azize ilan edildi ve suçsuz olduğu söylendi. Hayatı, birçok kitaba ve filme konu oldu.

9. Kraliçe Boudica ,Britanya

M.S 60’lı yıllarda yaşayan Boudica, Kuzey Britanya’nın Norfolk bölgesinde yaşayan Iceni kabilesinin kraliçesiydi. Kocası ölmeden önce krallığını Roma’ya bırakmak yerine kızlarına ve eşine ortaklaşa miras bırakmıştı. Ancak Roma kanunlarına göre kadınlar varis olamadığı için İmparatorluk bu kararı reddetti ve tüm mülkleri haczedildi. Krallık fethedilmiş sayıldı ve İmparatorluğun boyunduruğu altına girdi. Boudica kırbaçlatıldı, kızlarına ise tecavüz edildi. Ancak 60 – 61 yıllarında Iceni kabilesi Boudica liderliğinde ayaklandı. Komutasındaki 100 bin kişi ile birçok şehri yıkıp talan ettiler ve 70 – 80 bin kişinin ölümüne sebep oldular. Zafer yolunda hızla ilerleseler de tek bir mağlubiyetleri her şeyin bozulmasına yol açtı. Bu mağlubiyet sonrası Boudica’ya ne olduğu ise bilinmiyor. Ancak hala Londra’nın tanınan isimlerinden biri Boudica.

10. Nakano Takeko,japonya

Japonya'nın bilinen az sayıdaki kadın samuraylarından biri olan Takeko, 1868'den 1869'a dek süren Boshin İç Savaşı'nda kendini ortaya koymadan önce, edebi ve askeri alanlarda eğitim görmüştü.1868 sonbaharındaki Aizu Savaşı'nda, o ve gönüllü olarak savaşan diğer kadın savaşçılar Aizu ordusuna resmi olarak bağlı değildiler. Ancak, Takeko yoldaşlarını daha sonradan Joshitai ("Kadınlar Ordusu") olarak adlandırılacak bir birlik altında topladı. Silah olarak bir Japon kılıcı olan naginata'yı tercih ediyordu. Onun ün kazanmasına yardımcı olmakla beraber, bu silah onu savaş boyunca korumak için yeterli olmadı.Takeko, Ogaki beyliğine ait Japon ordusuna karşı bir taarruz yürütürken göğsünden vuruldu. Düşmanlarının bedenine saygısızlık edip, kafasını ürkütücü bir savaş ganimeti olarak saklayacaklarına duyduğu korkudan dolayı, kız kardeşinden onu kesip gömmesini istedi. Bu onun son isteğiydi ve kafası kesilip bugünkü Fukushima sınırları içinde yer alan Hokai-ji Tapınağı'daki bir çam ağacının altına gömüldü. Günümüzde, her sene Aizu Sonbahar Bayramı sırasında kadınların gelip onu ve Kadınlar Ordusu'nu andıkları adına bir anıt dikili o civarda.

11. Rani Lakshmibai, Hindistan

Rani Lakshmibai, diğer bir adıyla Rani of Jhansi, Hindistan’ın prenslikle yönetilen Jhansi Eyaletinin Kraliçesi’ydi. 1857 yılında İngiltere Sömürgesi altındaki Hindistan’da başkaldırının bir figürü ve mücadelenin öncüsü olmuştur. Rani aynı zamanda tarihin en ünlü kadın savaşçı kraliçeleri arasında yer alır. 1857-1858 yıllarında meydana gelen Hindistan isyanına liderlik etmiştir. Kraliçe Rana Lakshmibai çocukluğunda at binmek, kılıç kullanmak gibi temel savaş eğitimleri almıştır. O sıklıkla arkasında bir çocuk ve elinde tehlikeli bir kılıçla at üzerinde resmedilmiştir. Gwalior şehri önlerindeki bir çatışmada başarılı liderliği ile de bilinir. Gwalior’un kontrolünü sağladıktan sonra doğuya yürüyerek Morar kentindeki İngiliz General Hugh Rose’un emrindeki birliklerinin önünü kesmiştir. İngiliz güçlerine karşı savaşırken erkek kılığına girmek zorunda kalmış, bu mücadele sırasında şehit düşmüştür.

12. Rusla ve Stikla, Norveç

Vikingler, 1000 yıl önce Avrupa’yı yağmalayan sıra dışı ve acımasız savaşçılardır. İki kadın korsan olan Rusla ve Stikla kardeşler tarihte en korkutucu ve sıra dışı Viking korsanlarıdır. Onlar 10. Yüzyılın Norveç savaşçılarıdır. Erkek kardeşlerini küçük düşüren Danimarkalılardan öç almak için Vikinglere katılmışlardır. Stikla ve Stikla savaşlarda yan yana yer alırlardı. Stikla evlenmedi ve acımasız bir korsan oldu. Rusla ise Norveç tarihinde savaşların acımasız kadını olarak nitelendirildi.

13. Lady Triêu, Vietnam

Lady Triêu tarihte canavarımsı ve korkunç Vietnamlı kadın savaşçı olarak bilinmektedir. Üçüncü yüzyıl savaşçısı Lady Triêu, yaklaşık dokuz feet(2.70m) uzunluğunda ve aşırı güçlü bir savaşçıdır. Vietnam işgali sırasında Çin Doğu Wu eyaletinde direnerek nam salmıştır. Vietnamlıların Jan Dark’ı olarak bilinmektedir. Bazı kaynaklarda göre çok güzel ve tapınak zilini andıran bir sese sahip olduğu söylenir. Kardeşini öldükten sonra ormana kaçmış ve burada Çin karşıtı asilerden kendisine küçük bir ordu oluşturmuştur. Vietnamda bir kahraman gibi karşılanmıştır. Adı birçok cadde ve şehre verilmiştir.

14. Ana Nzinga, Angola

Ndongo ve Matamba Krallıkları’nın kraliçesi Ana Nzinga’nın diğer bir adı Angola’nın Njingası’dır. Afrika’nın en ürkütücü ve en cesur kadın savaşçılarından biridir. 17. yüzyılda Angola’nın başkentini kolonileştiren Portekizlilere karşı savaşmış olan güçlü ve acımasız Afrikalı kadın savaşçıdır. Krallığındaki insanların özgürlükleri ve onurları için savaş vermiştir.
1617 yılında Luanda hükümeti, bölgeden insanları ve kralı kovdurtmak için Ndongo Krallığı’na karşı sert kampanyalar başlatmış. Hapishaneleri insanlarla doldurmuştur. Merkezde konuşlanmış Portekiz birlikleri şehri işgal etmeye başlamışlardır. 1621’de kral, Nzinga’yı bölgeye göndererek barışı sağlamaya çalışmıştır. O bu görevi başarıyla yerine getirmiştir. Portekiz, krallığa karşı güçlü savunmaya geçmiş ve şiddeti yükseltmiştir. Nzinga bölgede kontrolü sağlamış ve Portekizlileri devre dışı bırakmıştır. Nzinga 1661’de ölmeden önce Portekiz kolonileri ile eşit güce sahipti. Kraliçe Nzinga dahiliği ve inanılmaz askeri taktikleri sayesinde Portekizlilerden saygı gördü.

 

15. Tomris Hatun

Alp Er Tunga’nın torunu, İskitler(Sakalar)’in hükümdarı Tomris Hatun, dünyadaki ilk kadın hükümdar olarak kabul edilir. İ.Ö. 6.yy’da yaşamış olan bu hükümdarın adı Türkçe karşılığıyla “Demir(temir) iz” anlamına gelmektedir. Ünlü Yunan tarihçi Heredot’un yazdıklarına göre kocasının ölümünden sonra Sakalar’ın başına geçmiştir. Tomris Hatun ile ilgili bilinenler bugün maalesef çok kısıtlı. Onun adını tarihe yazan en önemli olay Ahameniş Hükümdarı Kral Kiros ile arasındaki rekabet. Alp Er Tunga’dan beri genişleyen Sakalar’ın, yayılmacı politikası en sonunda Persler’i rahatsız etmeye başlamıştı. Kral Kiros barışçıl politika güden bu kadın hükümdarla savaşmadan önce ona evlenme teklifi etmişti. Amacı; evlenerek Saka topraklarını kendi imparatorluğuna katmak idi. Ancak Tomris Hatun bu hileyi gördü ve Kiros’un evlilik teklifini reddetti. Bunu hazmedemeyen Kral, büyük bir ordu toplayarak Saka topraklarına daha öncekilerden farklı olarak bütün gücüyle, eğitilmiş köpekleri ile girdi. Hatta Kiros, savaş alanına içkilerden ve kızlardan oluşan bir çadır dahi kurdurtmuştu. Böylelikle askerleri oyalama emeli içindeydi. Tomris Hatun’un oğlu ve diğer askerler birkaç Pers askerini öldürdükten sonra çadırdaki eğlenceye kendilerini kaptırırlar ve haince düzenlenen bir baskınla Kiros’un kuvvetleri tarafından öldürülürler. Bir anne olarak Tomris, Kiros’un yaptığı bu harekete tahammül edemez ve kendine şöyle söz verir:  “Kana susamış Kiros, Sen oğlumu mertlik ile değil içip içip zıvanadan çıktığın şarap ile öldürdün. Ama Güneş’e yemin ederim ki seni kana doyuracağım!”

Kiros, Tomris’in mektupla gönderdiği bu tehdite de kulak asmayınca, Tomris Hatun askerlerin başına geçer ve mükemmel bir hücum ile Persler’e saldırır. Güç bakımından üstün olmalarına rağmen müthiş bir bozgun ile Persler mağlup edilir. Bu savaşta Tomris, turan taktiğini ve kurt oyunu adlı savaş tekniklerini ustaca kullanmıştır. Çok sayıda Pers’li öldürülmüştür. Ölenler arasında Kral Kiros da vardır. Hırs ile dolup taşan Hatun, Kiros’un kesilmiş başını kan dolu bir fıçıya atar ve şöyle der: “Hayatında kan içmeye doyamamıştın, şimdi seni kana doyuruyorum!” 

 

16. Anne Bonny ve Mary Red

Küçük yaşta annesini kaybeden ve yalnız kalan Anne’in lider ve asi ruhu o dönemlerde ortaya çıkmış olmalı. Kadınların itaatkar olması gerektiği savunulan bir dönemde yaşayan Anne, içindeki deniz tutkusunu söndüremiyordu. Bu nedenle küçük yaşta kılıç ve dövüş dersleri almaya başlamıştı. Öyle ki 14 yaşında uğradığı bir cinsel saldırıda, saldırganı yatalak edecek kadar güçlüydü. İki yıl kadar sonra 16 yaşında James Bonny adlı bir gemi kaptanıyla evlendi, evini terk etti ve Nassau adlı korsanlar cenneti denilen bir adaya yerleşti. Normal bir yaşam ona göre değildi. O, denizlere açılmalıydı. Özgür ruhluydu. Bir süre sonra korsanlığı bırakmak ve yerleşik bir hayata geçmek isteyen kocasını döneklik ile suçladı ve kocasını da terk etti. Bir kadının gemide bulunması o dönemde uğursuzluk anlamına geliyordu bu yüzden erkek kılığına girerek bir korsan gemisine kaçtı. Çok iyi dövüştüğü için erkeklerin arasında göze batmıyordu. Bu sırada gemiden Jack isimli bir denizciyle aşk yaşadı. Hamile kalmasıyla herkes onun gerçek kimliğini öğrendi. Bu dönemde bebeğini de kaybederek korsanlığa ara verdi. Tekrar denizlere açıldığında ise onun gibi bir başka erkek kılığındaki kadın korsanla Mary Red ile tanıştı. Arkadaşlıkları savaş esnasında ön saflarda beraber kılıç sallayacak kadar ilerlemişti. İkili kısa sürede mürettebatın korkulu rüyası haline gelmişti. 1720’de Jamaika’da onların bulunduğu gemi diğer korsan gemilerinin saldırılarına hazırlıksız yakalandı ve savaşın içerisine düştüler. Son ana kadar savaşsalar da onlar ve bulundukları gemideki diğer korsanlar esir alındılar. Başta erkek sanıldıkları için idam cezasına çarptırıldılar ancak kadın oldukları fark edilince cezaları ömür boyu hapse çevrildi. Hapiste Mary ateşli bir hastalık sonucu öldü ancak Anne’e ne olduğu bilinmiyor

17-Ching Shih

Tarihin görmüş olduğu en iyi korsanlardan Ching’in hikayesi de oldukça değişik. Gemilerle tanışması onun genç kız iken seks işçiliği yapmasıyla başlar. Kısa bir süre sonra Kırmızı Bayrak Filosu adlı korsan grubunun lideri olan Zheng Yi ile evlenir. Böylelikle evli çift korsan filosunu beraber yönetirler. Ancak 5 yıl sonra Vietnam’da yaptıkları bir savaşta Yi hayatını kaybeder ve bütün sorumluluk Ching’e kalır. Hızla büyüyen Ching’in filosu, ona büyük başarılar kazandıracaktır. Ching’in kuralları oldukça katıdır. Herhangi bir usulsüzlük gördüğünde korsanları kılıçtan geçirmekten çekinmemiştir. Gittikleri her yeri yağmalayan filo, birçok bölgeyi de vergiye tabi tutmuştur. Gittiği bölgelerde, direnenleri ayaklarından çivilemek suretiyle dövdürür. Şiddetin dozunu arttırdıkça başarılarına başarı katar. Onun denizlerdeki başarısının yanı sıra, gemilerinde uyguladığı emirler de oldukça dikkat çekicidir. Kadın komutasına giren erkek korsanları sadece katı emirler ve şiddet yoluyla bastırabileceği gerçeğini fark eder. Bu nedenle itaatsizlik, hırsızlık ya da tecavüz suçu işleyenlerin kellesini alır. Onun filosu altındaki kadınlar her zaman korunmuştur. Ele geçirdiği bölgelerden alınan kadınlara asla tecavüz edilmemiş ve bakımlarını üstlenmesi suretiyle korsanlarla evlendirilmiştir. Böylesine güçlü ve katı kuralları olan bu kadın korsanın gerçek ismi ise bilinmemektedir. Zheng’in dul karısı anlamına gelen Ching Shih ismi onun yalnızca lakabıdır. Bir süre sonra Ching’in gücü öylesine büyümüştü ki Çing hanedanı onunla baş edemiyordu. Öyle ki Çin’e yardıma gelen İngiliz ve Portekizliler fahişe amiral dedikleri Ching karşısında yenilgiye uğratılmışlardı. Ching’in kuvvetleri koca ülkeyi kolayca kuşatabilecek kadar büyüktü. Çing hanedanı zekice bir hamleyle ülkede korsanlara af çıkararak büyük tehdit olan Ching sorununu çözdü. 35 yaşında korsanlıktan emekli olup ülkesine dönen Ching 1844’e kadar yaşadı.