NEVŞEHİR'İNYEDİ KAT ALTINDA

Anadolu, gizemini kolay ele vermiyor. Nevşehir'de Kaymaklı Derinkuyu kasabalarının altında yeraltı kentleri olduğu ancak 1960'lı yıllarda ortaya çıkarıldı. Binlerce yıllık geçmişi olan bu kentler, öyle doğanın kendiliğinden oluşturduğu Mağaralar falan değil. İnsanlar yâda bilinmeyen akıllı yaratıklar tarafından  yapılmış oldukları apaçık. Yapım için gerekli olan mühendislik bilgisini ve tekniğini bu gün bile bulmak zor.

BİR TAVUĞUN MARİFETİ

1960'lı yıllarda Derinkuyu'da yaşanan küçük bir olay, büyük sonuçlar doğurdu. Sahibinin elinden kaçan bir tavuk, yerde bulunan bir deliğe girerek kayboldu. Bu fantezi olay, yetkililere duyuruldu. Arkeoloji açısından çok çekici olan bölgeye gelen arkeologlar kazıya giriştiler. Önceleri doğal yeraltı Mağaraları bulduklarını sandılar. Ya da kazılar ilerledikçe, yerin dibine doğru yapılmış modern bir "apartmanın" içinde oldukların gördüler.

DERİNKUYU'DA 6 KAT

Nevşehir'in 27 km güneyindeki Derinkuyu'da 20 yıldan uzun süren kazılar sonucunda, toplam 6 kat ortaya çıkarıldı. Odalar tünellerle birbirine bağlanmıştı. Derinlerde henüz ulaşılmamış birçok başka katın bulunduğu da anlaşıldı.

Derin Kuyunun şeması

KAYMAKLI'DA 8 KAT

Bölgede, kazılar sürdürüldü. Nevşehir'in 18 km güneyindeki kaymaklı kasabasının altında bir başka yeraltı kenti bulundu. Burada katların sayısı 8. Her birinde 15 oda var. Odalar içinde bir ailenin barına bileceği kadar büyük

MUCİZE

Hem Derinkuyu'da hem'de Kaymaklı'da ortaya çıkarılan yeraltı kentleri incelendiğinde, ortada bir mühendislik harikası olduğu anlaşılıyor. Kusursuz bir havalandırma sistemi sayesinde ısı hep aynı kalıyor. Kayaların yapısı, yumuşak, ama makine kullanmadan bunları oymak olanaksız. Basamaklar  ve dehlizlere yoluyla bütün odalar birbirlerine bağlı. Mutfaklar, dinlenme yerleri, toplantı  salonları   ve depolar tünellerle birbirlerine bağlı. tünellerin genişliği 60 ile 100 cm arasında. Yüzlerce metre uzanan tüneller boyunca kazı, yapanların dinlenecekleri ve araç gereçlerini koyacakları odalar yoktu. Yoksa bu tüneller kazma ve kürekle kazılmamış mıydı?. Günümüzde en gelişmiş teknolojilerle bile, kömür madeni çıkarmak için böyle başarılı bir oyma tekniği kullanılmıyor   

GEÇİT VERMEYEN TAŞLAR

Hem Derinkuyu hem'de Kaymaklı yeraltı kentlerinde yaşamış olanların, büyük bir korku içinde oldukları kesin. Çünkü Bu iki yere de dışarıdan girmek çok zor. Zaten uzun süre keşfedilmemiş olmalarının altında da bu yatıyor. Girişlerinde değirmen taşı büyüklüğünde dev taşlar var. Bu taşlar, dışarıdan değil de içeriden hareket ettiriliyor. Dışarıdan en güçlü vinçlerle yerinden oynatılamayan taşların nasıl olup da içeriden hafifçe dokunularak açılabildikleri hala aydınlık kazanmış değil.

 

KİMLER KALDI

Yapılan araştırmalara sonucunda, bu yeraltı kentlerinde Romalılardan kaçan Hıristiyanların saklandığı belirlendi. Ne var ki Hıristiyanlar buralarda yaşamış olabilirler, ama kentleri yapmış olamazlar. Çünkü o dönemin bilinen mühendislik tekniği bu kentleri kuracak düzeyde değildi. Hıristiyanlar yapmadı ise kimler, yaptı. Geçmişe gittikçe olayın gizemi daha da artıyor.

ERİCH VON DANİKEN GELİYOR

Tanrıların Arabaları adlı kitabıyla bütün dünya da tanınan İsviçreli Araştırmacı Erich Von Daniken 1982 yılında Türkiye'ye geldi. Kaymaklı ve Derinkuyu'da incelemeler yaptı. Konu ile ilgili açıklaması şöyle.

" Dünyanın birçok bölgesinde yeraltı kentleri vardır. Bunların yapılış tarihleri Hıristiyanlığın ortaya çıkışından çok öncedir. Romalılardan kaçan Hıristiyanlar hem Kaymaklı hemde Derinkuyu'da yaşamış olabilirler. Ama bu yeraltı kentlerini onlar yapmış olamazlar. Bunu yapmak için ne olanakları vardı nede zamanları. Bu yerleri yapanların korkuları çok başkaydı. Korkulan düşman, insanlar olamaz... Tarih boyunca insan toplulukları birbirleriyle savaştılar. Zayıf olan taraf ya yenildi ya da kaçtı. Ama düşmandan korunmak için yıllarca uğraşıp, yerin altını kazarak oraya yerleşmeyi düşünmek bile saçmadır..." “ Ne var ki Kapadokya’nın heyecan uyandıran yanı yerin altında saklıdır. Toprağın altında kurulmuş çok büyük kentler vardır, binlerce ve binlerce insan barındırmış dev boyutlu kentlerdir bunlar. En ünlüsü de bu gün Derinkuyu kentinde bulunanıdır. Burada 52 havalandırma bacası, ayrıca 15.000 kadar da küçük çapta kuyu vardır. En büyüğü 85 metre derinliğe inmektedir… Yeraltı kentinin en dipteki kesimi ay zamanda su deposu hizmeti görmektedir bu arazide keşfedilen yer altı kentlerinin sayısı 36 kadar… Kaymaklı ile Derinkuyu yeraltı kentleri arasında ki bağlantı galerisi 10 km uzunluğundadır.

ATOM SIĞINAKLARI MI ?

Daniken 'e göre, bu yeraltı kentleri havadan gelen saldırılardan korunmak için kurulmuşlardır. Pekiyi ama insanlara havadan saldıran kimlerdi.? Daniken " Bunlar, bir zamanlar dünyayı idare etmiş olan uzaylılardı " diyor çünkü Kaymaklı ve Derinkuyu yeraltı kentlerinin günümüzdeki durumunu inceleyen mühendisler, buraların kusursuz sığınaklar olabileceğini söylüyorlar. Hem de toplam 50.000 kişinin barınabileceği bir sığınak

KÖYLÜLER NE DİYOR

Kaymaklı ve Derinkuyu köylüleri arasında yaygın bir inanç var. Onlar ne Daniken'i tanıyorlar ne de  onun tarih ve bilimi altüst eden ünlü tezlerini... Köylüler dedelerinden duydukları dedelerininde dedelerinden duymuş oldukları öyküleri anlatıyorlar. " Buna göre çok eski zamanlarda bu topraklarda melekler yaşıyormuş. Bu melekler buraya göklerden uçarak inmişler. Ülkeyi çok beğenmişler ve yerleşmeye karar vermişler. Ama bir süre sonra göklerden başka ziyaretciler gelmiş. Bunlar kötü cinlermiş ve amaçları iyi melekleri yok etmekmiş.Melekler uzun süre savaşmışlarsa da, kötü ve güçlü cinlerle baş edememişler. Onların etkilerinden korunmak için, büyü yardımıyla yeraltı kentlerini yapmışlar ve dünyanın içine saklanmışlar. Melekler hala saklanıyormuş. Köylüler onların bazı geceler nurdan ışıkılar halinde göğe yükseldiklerini görüyorlarmış.. ."

ANADOLU'DAKİ YERALTI ÜLKESİ

Kaymaklı ve Derinkuyu yeraltı kentleri tek örnek değildir. Hindistan'da,  Meksika'da, Kolombia'da ve dünyanın daha birçok yerinde böyle yeraltı kentleri vardır. Arkeologlar, Nevşehir bölgesinde henüz ortaya çıkarılmamış birçok başka yeraltı kentleri bulunduğunu saptamışlar. Bir iddiaya göre, bölgede bulunan yeraltı kentlerinin sayısı 40'a yakındır. Bu doğruysa, Anadolu'nun altında bir yeraltı ülkesi ver demektir.

 

 

BU GÜN NE YAPILIYOR.?

Gerek Kaymaklı'da gerek Derinkuyu'da ortaya çıkarılanlar, henüz açıklanabilmiş değil. Bölgeye yalnızca turizm açısından ilgi gösteriliyor. Çok sayıda ziyaretçi tarafından ilgi ile geziliyor. Rehberler birbirinden değişik açıklama yapıyorlar. İlgi çekici öyküler anlatıyorlar. Ama tümü yetersiz. Yeraltı kentlerinin sakladığı gizem çözülemiyor. Yerin üstündeki sorunlardan, bir türlü yerin altına sıra gelmiyor.

4.000 YIL ÖNCE DE VARDILAR

Orta Anadolu’nun yarısına yakın bir bölümünün altında dev yeraltı kentlerinin bulunmasının nedeni bir deliğe girip kaybolan bir tavuktur, bir diğerine göre Demir adındaki bir köylüdür veya meraklı turistlerdir. Bu garip yerlerin birer mühendislik şaheseri olduğunu söylersek abartmış olmayız, bir kere havalandırma sistemi ve mantığı mükemmeldir, evet kayaların normalin altında bir kırılganlığa sahip olduğu doğrudur ama yeraltı kentlerini gördüğünüzde bunun yeterli bir açıklamadan çok uzak olduğunu görürsünüz. Çünkü modern araçlar gerekmektedir. Günümüzdeki modern teknolojinin çizgisinde yer alan maden ocaklarının hiç birisi böylesine mükemmel ve hatta konforlu değildir… Peki, Nevşehir civarındaki bu yeraltı kentlerinin amacı nedir. Temel neden tartışılmaz olarak korkudur, çünkü yeraltı kentleri içine girilmesi çok zor olsun diye yapılmışlardır. Bu yüzden de uzun zaman fark edilmediler. Derin kuyu, kaymaklı ve özkonak’ta bulunan yeraltı kentlerinde, değirmen taşı şeklinde insan boyunda taşlar girişleri kapatmak amacı ile kullanılmıştır ama bu taşlar ancak içerden açılabilmektedir. Kimler, Kimlerden kaçıyorlardı. Bunu bilmiyoruz. Yunanlı tarihçi asker Xenephon “Anabasis” adlı kitabında Pers Kralı Kiros’un emrindeki Hellenler’in bu yeraltı kentlerinde bir zamanlar konakladıklarını söyler, öyleyse yeraltı kentlerini yapanlar bazı tarihçilerin ve arkeologların iddia ettikleri gibi Roma’nın şerrinden kaçan ilk Hıristiyanlar değildirler ama buraları bulmuşlar ve sığınmışlardır. Daha sonraları da aynı amaçla Bizans ve Selçuklu dönemlerinde de kullanılmıştır Katlara indikçe geç Hitit döneminden birkaç kalıntının bulunduğu da belirtilmektedir. Anabasis, MÖ 4. yy anlatır, Hititliler ise MÖ 2000–1200 arasında etkindiler, yeraltı kentlerinin geçmişini iyi niyetli bir tahminle buralara götürürsek kentlerin yaklaşık 4.000 yılık olduklarını belirlemiş oluruz. Buna karşın bilinen Hitit tarihinde Kapadokya’da ki yeraltı mağaraları veya kentleri ile ciddi bir referansa rastlanamaz ve sonuç olarak bu aşama da işimiz söylencelere kalacaktır. İlginç yöresel bir örnek vardır.

MELEKLER HALA ORADA MI?

Kaymaklı ve Derinkuyu köylülerinin yaşlıları dedelerinin anlattıklarına göre çok eski zamanlarda yer altı kentlerinde meleklerin yaşadıklarını anlatıyorlar. Göklerden gelen bu melekler, yöreyi çok sevmişler ve yerleşmişler ama uzun zaman sonra yine göklerden gelen kötü cinler, melekleri yok etmeye niyetliymişler. Büyük bir savaş çıkmış. Cinleri yenemeyen melekler büyü yaparak yeraltı kentlerini oluşturmuşlar, buradan dünyanın içine girerek kötü cinlerden uzaklaşmışlar ve hala dünyanın içinde yaşıyorlarmış Köylü dedeler, meleklerin nurdan ışıklar halinde göğe yükseldiklerini görenlerin olduğunu da söylüyorlar.

Bizim köylülerin Daniken’den ve UFO’lardan hiç haberleri yok ama bu şirin söylence ister istemez akla çizgi dışı düşünceleri getiriyor. Her şey bir yana günümüzün nükleer savaş tehlikesine karşı, yeraltı kentlerinden daha mükemmel bir, daha uygun bir sığınak sitemi düşünülemez, hele birde tamamı ortaya çıkarılırsa… Bir kez daha söylemeden edemiyoruz; Şu Kralın, bu İmparatorun veya Padişahın yâda tarihsel kişiliğin yazdırdığı tarihleri bir yana atarak kendi tarihimizi kendimiz öğrenmeye karar verip, bir sürü siyasi saçmalığa harcadığımız paraları buralara yönlendirsek. O zaman kim bilir neler bulacağız…

 

DİĞER ONEMLİ YERALTI KENTLERİ

Kaymaklı yeraltı kenti

1964 Yılında açıldı henüz dört katı ziyaret ediliyor Oturma mekânları havalandırma bacalarının çevresindedir İçeride bakır cevherinin eritilmesi için kullanılan baharat taşları vardır.

Derinkuyu yeraltı kenti

Derinliği 85 km dir olağanüstü bir yapı olarak dikkati çeker; içinde ahır killer yemekhane, kilise, depolar ve şaraphane gibi bölümler vardır Hava bacası 55 metre derinliğindedir ve aynı zamanda da su kuyusudur özellikle de suların düşman tarafından zehirlenmemesi için bazı kuyuların ağızları yeryüzüne kapatılmıştır. 1965’te ziyarete açılan Derinkuyu’nun ancak %15-20’si gezilebilmektedir.

Özkonak yeraltı kenti

Avanosta’dır katlar arası iletişim amacıyla ötekilerden farklı olarak 5–8 cm çapında, uzun bacalar veya delikler yapılmıştır. Derinkuyu ve Kaymaklı’da kapılar sürgü taş denen dev yuvarlak taşlarla kapatılıyordu. Özkonak’ta ise farklı olarak düşmana taş ok mızrak atmak veya kızgın yağ dökmek için özel delik

 

YERALTI EVRENİ

 

Yurdumuzun en ilginç bölgelerinden biri olan Kapadokya, bizce en ilginç yerleri olan yeraltı şehirlerlne değişik bir bakış acısıyla bakmaya çalışacağız. Kapadokya bölgesinde açıkçası sayısını bilemediğimiz kadar irili ufaklı bir sürü yeraltı şehri mevcut Bunların bazıları gezilebiliyor, bazılarıysa ağzına kadar taş toprak dolu Bölgedeki yeraltı şehirlerinin yapısını en iyi şekild şu benzetme ile tarif edebiliriz İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük şehirlerimizi düşünün Büyük binalar ve aralarında serpiştirilmiş gecekondular var Örneğin İstanbul' daki bir Akmerkez binasının bir iki kilometre uzağında derme çatma gecekondular görünür Kapadokya' daki her yeraltı şehri bir bina olarak kabul edersek, yeraltı şehirlerinin bazıları İstanbul' daki Akmerkez ya da Galleria gibi, bazıları da bizim gecekondularımız gibi derme çatma sayılabilecek yerlerdir Bölgedeki son derece büyük, tanınmış ama bugünkü teknolojik imkanların üzerinde olması gereken bir teknolji ile açılmış yeraltı şehirlerinin yanısıra daha mütevazi yeraltı şehirleri de var Burada akla gelen şey bir iki, hatta sadece bir özgün örneğin çevresinde daha sonraki dönemlerde ve daha ilkel kimselerce bazı taklit kazılar yapıldığıdır Kapadokya' daki yeraltı şehirlerinin en fazla tanınanları Kaymaklı ve Derinkuyu yeraltı şehirleridir Bu iki şehir birbirinden yaklaşık olarak 9,10 Km kadar uzaktadır Gerek konuyla ilgili arkeologlar, gerekse yöre halkı tarafından bu iki yeraltı şehrini birbirine bağlayan bir tünelin varlığı bilinmektedir Yeraltı şehirlerindeki tüneller tabii ki, Kaymaklı ve Derinkuyu arasındaki ile de sınırlı değildir Mesela Kaymaklı' nın 12-15 Km doğusunda kalan Mazı Köyü yeraltı şehrinin Kaymaklı ve Derinkuyu' ya bağlayan tünellerin oluğu da bilinmektedir

BİLİNMEYENİN BOYUTU NEDİR

Bölge haklı mevcut bütün yeraltı şehirlerinin birbirine tünellerle bağlı olduğunu iddia ederler Bu durumda bölgenin altı bir örümcek ağı gibi tünel şebekeleri ile örtülü oluyor Bu tünellerin hemen hemen hepsi bugün ya duvar örülerek ya da göçükler yüzünden kullanılmaz durumdadır Yakın gelecekte de bunların açılması için herhangi bir çalışma yapılmasını beklemek mümkün değildir Yeraltı şehirlerinin yeniden keşfedilmeleri ve ziyarete açılmaları o kadar eski değil Mesela, yetkili kimseler Derinkuyu diye bir yer olduğunu ancak 1963' te keşfedebilmişler Bu şehirleri ilk defa gezen bir kimseyseniz hayretler içinde kalmamanız, hayran olmamanız mümkün değil fakat bilmelisiniz ki, gezdiğiniz yerler yeraltı şehirlerinin bugün bilinen kısımlarının ancak onda biridir Geziye açık olan ve aydınlatılmış kısımların haricinde çok geniş bir alan ve bir sürü çıkış kapısı daha vardır Tabii bunlar bilinenler Bilinemeyen kısımların ne nitelikte olduğu konusu ise doğal olarak meçhul Ancak, örneğin Derinkuyu' nun altında en 3 ile 8 kat kadar bir derinlik olduğu arkeologlar tarafından tahmin ediliyor Aslında Kapadokya ve yeraltı hakkında bazıları arkeolojik, bazıları turizm amacıyla yazılmış olan Türkçe ve hemen her dilde yayınlanmış olan yüzlerce kitap mevcuttur Konuyu bu açıdan merak edenler söz konusu kitapları turistlik eşya satışı yapan her dükkandan alabilirler ve gerek kaya kiliselerinin, gerek yeraltı şehirlerinin bilinen her ayrıntısını, derinliklerini, ölçülerini kısaca herşeyi öğrenebilirler

İNKLARIN HAZİNELERİ

Kaymaklı ve Derinkuyu konularında daha ileri gitmeden önce dünyanın değişik yerlerindeki benzeri yerleri ve bu yer hakkındaki araştırma ve iddaları kısaca hatırlamamız yerinde olur Bizdeki gibi yeraltı şehri ismi verimemiş de olsa dünyanın değişik yerlerinde bir sürü tünel şebekesi mevcuttur Bu tünellerini birçoğu günümüzde bilinmektedir fakat hepsi de belli yerden sonra tıpkı bizim yeraltı şehirlerimiz gibi taş, toprakla dolmuş ya da doldurulmuştur Güney Amerika' da, Ekvador, Peru, Bolivya civarında Eski İnka uygarlığından kalma bir çok tünel olduğu söylenir İspanyol yağmacılarının en önemlisi olan Pizarro' nun ordusundaki bir asker rahip olan Cieza de Leon, son İnka imparatoru olan Atahualpa' nın, Pizarro tarafından öldürülmesinden 4, 5 yıl sonra yazdığı notlarda, İnkalar' ın, İspanyol soygununda korkarak hazinelerini bugün dahi bulunamamış olan gizli yerlere taşıdıklarını yazar Bu gizli yerler dağların altında oyulmuş olan tünel sistemleriydi Bu fikri aslında İngiliz Arkeoloğu Harold Wilkins' in de buşunduğu birçok bilimadamı desteklemektedir Başka br görüşe göre ise, söz konusu tünel sistemleri son derece ileri bir uygarlık tarafından binlerce yıl boyunca oyulmuştur Güney Amerika' daki tünel sistemleri çok fazladır ve sadece İnka ülkesinde değildirler En fazla bilineni, Lima' yı, Peru' nun eski başkenti olan Cuzco' ya bağlayan ve sonra da Bolivya sınırına kadar uzanan bir tünel şebekesidir Eski belgelere göre bu tünellerde çok zengin Kralın mezarı vardır Ama bugün kimse tünellerde hazine aramayı düşünmüyor, çünkü tüneller hemen hemen tamamen toprak doludur, temizlenmeleri, içlerinden çıkması olası olan hazinelerden çok daha pahalıya malocaktır Tünelleri araştırmış olan bilimadamlarının çoğunluğu da, bunları İnka tarafından kazılmayacağı konsunda hemfikirler

Kaymaklı ve Derinkuyu konularında daha ileri gitmeden önce dünyanın değişik yerlerindeki benzeri yerleri ve bu yer hakkındaki araştırma ve iddaları kısaca hatırlamamız yerinde olur Bizdeki gibi yeraltı şehri ismi verimemiş de olsa dünyanın değişik yerlerinde bir sürü tünel şebekesi mevcuttur Bu tünellerini birçoğu günümüzde bilinmektedir fakat hepsi de belli yerden sonra tıpkı bizim yeraltı şehirlerimiz gibi taş, toprakla dolmuş ya da doldurulmuştur Güney Amerika' da, Ekvador, Peru, Bolivya civarında Eski İnka uygarlığından kalma bir çok tünel olduğu söylenir İspanyol yağmacılarının en önemlisi olan Pizarro' nun ordusundaki bir asker rahip olan Cieza de Leon, son İnka imparatoru olan Atahualpa' nın, Pizarro tarafından öldürülmesinden 4, 5 yıl sonra yazdığı notlarda, İnkalar' ın, İspanyol soygununda korkarak hazinelerini bugün dahi bulunamamış olan gizli yerlere taşıdıklarını yazar Bu gizli yerler dağların altında oyulmuş olan tünel sistemleriydi Bu fikri aslında İngiliz Arkeoloğu Harold Wilkins' in de buşunduğu birçok bilimadamı desteklemektedir Başka br görüşe göre ise, söz konusu tünel sistemleri son derece ileri bir uygarlık tarafından binlerce yıl boyunca oyulmuştur Güney Amerika' daki tünel sistemleri çok fazladır ve sadece İnka ülkesinde değildirler En fazla bilineni, Lima' yı, Peru' nun eski başkenti olan Cuzco' ya bağlayan ve sonra da Bolivya sınırına kadar uzanan bir tünel şebekesidir Eski belgelere göre bu tünellerde çok zengin Kralın mezarı vardır Ama bugün kimse tünellerde hazine aramayı düşünmüyor, çünkü tüneller hemen hemen tamamen toprak doludur, temizlenmeleri, içlerinden çıkması olası olan hazinelerden çok daha pahalıya malocaktır Tünelleri araştırmış olan bilimadamlarının çoğunluğu da, bunları İnka tarafından kazılmayacağı konsunda hemfikirler

MALTA-FAS-İSPANYA BAĞLANTISI


İnka'lar bu tünelleri biliyorlar ve kullanıyorlardı fakat ilk inşaatçıların kimler olduğunu onlar da bilmiyorlardı Güney Amerika' dan sonra Kuzey Amerika, California ve Virginia' da tünel sistemleri vardır En ilginç sistemlerden birisi de Hawaii' de olduğu söylenendir Buradaki tünel sistemlerinin bazı adaları birbirine bağladığı da idda edilir Bundan 4, 5 yıl kadar önce televizyonda yayınlanan ve gerek müziği, gerekse içeriği ile yurdumuzda da büyük bir beğeni kazanan İpek Yolu belgeselinin bir bölümünde gösterdiği gibi Asya' nın altı sonradan sulama kanalı haline getirilmiş tünel sistemleri ile örümcek ağı gibi oyulmuştur Tünellere Akdeniz bölgesinde de rastlanır Mesela Malta' da böyle sistem vardır, Elli metrelik bir böIümüne girilmiş olan bir Malta tünelinin Cebelitarık boğazını altından geçip, İberik Yanmadası ile Fas'ı birleştirdiği söylenir Avrupa' da sadece bu tünelin girişi olan bölgede maymun yaşar ve bu maymunların Afrika' dan, bu tünel vasıtası ile Avrupa' ya geçtikleri söylenir, Ayrıca İsveç' te ve Çekoslovakya'da da bilinen tUnel sistemleri vardır Bazı iddialara göre dünyanın altındaki tUneller burada anlatıldığından da uzundurlar Mesela Tibet Lamaları, Tibet' ten, Güney Amerika' ya kadar giden tüneller olduğunu ısrarla iddia ederler

DANİKEN'İN GÖRDÜKLERİ


1994' de Bir Amerikan dergisinin Ekvador muhabiri olan John Sheppard, Kolombia sınırında elinde dua değirmeni ile meditasyon yapan tipik bir Tibet rahibi gördüğünü yazar İddaya göre bu adam 13 Dalay Lama' dır 1933' te ölmüş olduğu idda edilen bu kişinin mezarı boştur ve Tibet rahipler onun ölmeyip, Budizm' i benimsemeden önceki vatanı olan Güney Amerika' ya döndüğünü ve bu iş için tünelleri kullandığını söylerler Gene de bu hikaye pek güvenilir değildir Güney Amerika' daki tünel sistemlerini bildiğimiz kadarı ile en son inceleyen kimse Erich Von Daniken' dir Daniken "Ausstat und Kosmos" isimli kitabının hemen hemen tamamında Güney Amerika mağaralarından bahseder Ekvador Cumhuriyeti' ndeki mağaralar Arjantin uyruklu ve Macaristan doğumlu Juan Moricz tarafından keşfedilmiş ve kendi adına tapusu alınmıştır Daniken bu mağaraları 1972' de gezer Mağaralara, dağdaki bir oyuktan girilir İlk önce 80 metre kadar, ipten yapılmış bir asansötle diklemesine inildikten sonra sonsuz bir tünel sistemine girilir Bazıları dar, bazıları geniş olan tünellerden, Daniken' in gördüklerinin hepsi köşelidir Duvarları dümdüz ve her yan cam gibi bir madde ile kaplıdır İçerde manyetik etki çok güçlüdür ve pusulalar çalışmaz Daniken girdiği dev bir salondan bahseder Bu salonun içinde masa, sandalye benzeri olan ve hangi maddeden yapıldığı belli olmayan eşyalar vardır Salonun taban ölçüsü 110 x 130 metresie ve bu ölçü Teotihuacan' daki piramitin taban ölçüsü ile aynıdır İçerideki bazı buluntular burasının MÖ 9000 ile 4000 yıllarında bile mevcut olduğunu göstermektedir Bazı duvarlarda da, şüphesiz ki, inşaatçılardan binlerce yıl sonra gelen ilkel insanlarca yapılmış olan dinozor benzeri hayvan çizimleri vardır Tünellerden bir çok altın eşya da çıkarılmıştır Bazı altın levhalarda deşifre edilememiş olan bir alfabe ile yazılmış yazılar vardır Daniken burada gördüğü bir altın küre üzerinde çok fazla durmakta ve kürenin Uzaylılarla ilgili olduğunu iddia etmektedir ve işin en ilginç yanı da, Daniken' in aynı kürenin gerek boyut gerekse üzerindeki garip yazı ve resimlerle tıpatıp benzeri olan bir taş küreyi de İstanbul Arkeoloji müzesinde görüğünü ve bu kürenin tasnif edilememiş eşyalar arasında olduğunu yazmaktadır

YİNE KAPADOKYA


Şimdi gene Kapadokya ve yeraltı şehirlerine dönersek, buradaki şehirlerin aslında birbirinden farklı şehirler değil de tek bir şehrin farklı çıkışları olduklarını da düşünebiliriz Kapadokya bölgesinde Hıristiyanlığın ilk çağlarında, Bizans ve Roma dönemlerinde yapıldıklarına şüphe duyulmayacak birçok kaya mezarı ve kilisesi de vardır fakat yeraltı şehirleri bir başkadır Bazı Arkeolog ve tarihçiler yeraltı şehirlerinin ilk Hıristiyanlar tarafından korunma amacıyla kazıldığını iddia ederleken, bazı uzmanlar bu şehirlerin çok daha eski dönemlerden kalma olduklarını, ilk Hıristiyabların bunlara sonradan yerleştiklerini ya da buralarda yaşayan kimselerin Hıristiyanlığı benimsediklerini ileri sürerler Bizce bu ikinci tez çok daha geçerlidir Her şeyden önce Büyük İskender dönemi tarihçileri bu bölgende bulunan devasa yeraltı şehirlerinden bahsederler ki, o döneemde İsa henüz doğmamıştır Bu noktada, Mazıköy yeraltı şehirlerinden de biraz bahsetmek gerekir Yukarıda da bahsedildiği gibi Kaymaklı ile 12-15 Km' lik bir tünelle bağlanmış olan Mazıköy yeraltı şehri, diğer yeraltı şehirlerine göre daha değişik bir yapıdadır Diğer şehirler aşağıya doğru ilerleyip, genişlerken Mazıköy yeraltı şehri hem aşağıya, hem yukarıya giden bir şehirdir Büyük bir kayanın ya da dağın altında kazılmıştır Şehir zeminden aşağıya toprak altına ve yukarıya kayanın içine doğru ilerler Üzerindeki koca kaya parçası adeta dev bir apartman gibidir Mazıköy yeraltı şehri birçok açıdan Kaymaklı ve Derinkuyu' dan daha modern bir yerdir Daha çağdaş yaşam şartlarına sahiptir Roma dönneminden kaldığı iddia edilir Şehir ilk defa köylüler tarafından imece usulü ile çalışılarak açılmıştır Esas girişinin neresi olduğu göçükler yüzünden belli değildir Bugün, köylüler tarafından açılmış olan girişlerden girilerek açılmış ve aydınlatılmış olan kısımlar gezilebilir Köylüler zemini ve iki üst katı açtıktan sonra, aşağıya doğru kazarken bazı tarihi eşyalar bulurlar ve bunun üzerine ilgili bakanlık köylülerin kazılarını durdurur Bir, iki arkeolog gelir, şöyle bir bakarlar ve uygun bir zamanda devam etmek üzere kazılar durdurulur

TARİH ÖNCESİNDEN KALAN FOSİL


Mazıköy yeraltı şehirlerinin sadece kazıların durdurulduğu güne kadar açılabilen kısımları ziyarete açıktır Geri kalan aşağı ve yukarı doğru olan katlar toprakla doludur Mazıköy' den bu kadar bahsetmemizin sebebi ise Bizans dönemline ait olduğu söylenen bu yeraltı şehrinde, zeminin altındaki kısımlarda bulunan bir ilk çağ hayvanı fosilidir Ne olduğu anlaşılamayan, sadece pre-historik dönemlere ait olduğu anlaşılan, büyük ve yırtıcı bir hayvana ait olan bu fosil de incelenmek üzere Ankara' ya götürülmüştür Bugün ise, fosilin akibeti bilinmemektedir Roma dönemine ait olduğu iddia edilen bir yerde de böyle bir fosilin bulunması oldukça anlamsızdır Bu durumda Mazıköy yeraltı şehrinin de Kaymaklı ve Derinkuyu gibi, çok çok eski çağlardan kalarak sonraki dönemlerde Bizanslılar tarafından kullanılmış olması akla yakındır Bizanslılar olsa olsa yukarıya doğru olan kayanın içindeki kısımları kazmış olabilirler Derinkuyu, Kaymaklı ve Mazıköy gibi yeraltı şehirlerinin Hıristiyanlıktan çok daha eski olduklarını hatta Atlantis ve Mu dönemlerinin kalıntıları ya da Agartha ve Şamballah' ın devamı olup, olmadıklarını düşünürken bu şehirde daha sonraki dönemlerde, iddia edildiği gibi ilkel kazma araçları ile açılan bir sürü odanın da olduğunu unutmamız gerekir fakat esas ileri bir teknoloji ile çok daha eski dönemlerde yapılmış olabilir Bu şehirlerin hepsinin etrafındaki toprağın son derece verimli bir arazi olması da dikkat çekicidir Sadece ziyarete açık olan bölümlerin kazılmasında bile binlerce metreküp kaya parçası çıkar Ziyarete açık olan bölümlerin de bugünkü arkeologlar tarafından bilinen yerlerin yaklaşık olarak onda biri kadar olduğunu düşünürsek, buraların kazılmasından çıkacak olan kaya parçalarının miktarı yapay bir dağ oluşturmaya yeteceğini kolayca görebiliriz Bölgede ise yığma kaya ve topraktan oluşan değil böyle bir dağ, küçük bir tepe bile yoktur Arazinin verimli toprak olması, döküntünün çevreye dağıtılmış olması fikrini de çürütmektedir

Şimdi akla şu soru gelmektedir Buralardan çıkan atık kayalara ne oldu? Bunun en akılcı cevabı tünellerin, günümüzdekinden çok daha ileri bir teknoloji ile açılmış olmasıdır Burada, yazımızın Daniken' le ilgili bölümünde söz edilen ısı matkaplarını düşünelim Bize göre Derinkuyu, Kaymaklı, Mazıköy ve çevredeki diğer yeraltı şehirleri bir bütünün parçaları olabilirler Agartha, Şamballah ve Himalayalar' daki efsanevi yeraltı uygalıkları ile bağlantılar var mıdır yok mudur bilemeyiz? Fakat göründüklerinden çok daha derine inenler ve çok daha büyük bir bölgeyi kaplarlar Zannedilenden çok daha eski dönemlere aittirler ve ileri bir teknoloji ile açılmışlardır Bazı iddialara göre bu yeraltı tesisleri dünya yakınlarından geçen uzay araçları için yapılmış olan ikmal merkezleri, konaklama noktalarıdır ve artık kullanılmadıkları için de bilerek toprak ve kaya ile doldurulmuşlardır Kapadokya' nın bazı noktalarında ve özellikle Derinkuyu' da günümüze kadar gelen yoğun pisişik etkiler de vardır